Santiago Nasar'ın öleceği, katilin kim olduğu cinayetin nasıl işleneceği daha ilk satırlardan belli olsa bile toplum bunun namus meselesi olduğunu düşünerek durdurmaya hiç yanaşmıyor. Cinayeti işleyen ikiz kardeşler bunu herkese duyuruyorlar. sanki herkes bilsin de birisi bizi durdursun diyorlar. Olayları uluorta anlatıp uluorta yerlerde cinayet silahlarını hazırlıyorlar ama toplumun bir kesimi onların bu cinayeti işleyeceğini inanmıyor bir kesimi ise sanki içten içe bu cinayeti destekliyor.
Psikoposun geleceği gün olduğu içinde herkes daha bi heyecanlı toplum daha bı hareketli kitabın bence en bağımsız görünen ama olayları bağlamaya yarayan bir ayrıntısı.
Bu ayrıntı biraz da o zamanki din adamlarının olaylara karşı duruşunu anlatıyor.
Dönemin sosyokültürel yapısı hakkında nokta atışı tahlillerde buluyor.
ayrıca kitabın uzun olmamasına rağmen detaylı içeriği ve bir çok insanı tanıtması açısından okuyucu biraz daha zorlayabileceğini düşünüyorum.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma
Ertesi gün kimse ölmedi ama insanlar hastalanmaya ve yaşlanmaya devam etti.
Böylece sürekli şu soru aklıma geldi bütün bunları hissedip yaşamaya devam etmek daha kötü değil mi?
Yeni yılın ilk günü ölüm tüm faliyetlerini bilinmeyen bir ülkede durdurur ama insanlığın en büyük hayallerinden biri olan ölümün artık gerçekleşmemesi o kadar da iyi bir şey midir?
Bütün bu olaylara politikacıların, din adamlarının, memurların, sigortalıların hatta ölüme çözüm bulmaya çalışan gruplaşmış insanların nasıl çözümler bulduklarını hatta birbiriyle anlaşamaz gibi görülen insanların nasıl buna mecbur kaldıklarını okuyoruz.
Kitap benim için iki ayrı bölümden oluşuyor.
İkinci bölüm ise ölümün geri geldiği ve insanları daha çok anlamaya çalıştığı bölüm. Ölüm, insanlara önceden acımasız davrandığını düşünüp artık önceden geldiğini haber vermek için "eflatun bir zarf" yolluyor. Bu seferde bu zarfın insanları nasıl etkilediğini okuyoruz ve ölümün insanlar için düşüncelerini belki de insanlarla olan ortak noktalarını okuyoruz.
Kitabın konusunu işleyiş açısı sahiden birçok kitaptan daha farklı ne gerçek dünyadan çok fazla kopuyor ne de bir ütopya yaratıyor ve aklımıza ölümle ilgili birbirinden farklı sorular getiriyor. Ve bütün bunları düşünürken kitabın içinde kayboluyoruz.