Her şeye rağmen insanlığın, çoğu zaman anlamakta güçlük çektiğimiz, çoğu zaman bozmaya çalıştığımız, kendisine özgü bir uyumu vardır. Tıpkı doğanın uyumu gibi, çocukluğumun nar ağaçları, çiçekleri ve renklerin uyumu ve ahengi gibi..
Hepimizin başından geçmiş insani bir deneydir;bir şeyi, bir dönemi, olayı, insanı, ilişkiyi ya da güzelliği ölçüsüz hisseder, duyar ve yaşarız. Ancak zamanla, kimi kez farkında da olmadan, egemen olamadığımız, kontrol edemediğimiz nedenlerle, o doyasıya yaşadıklarımızdan uzaklaşır ve onları yitiririz. Ve zamanla, yitirdiklerimize ilişkin, şu duygu egemen hale gelir; kendileri artık yitip gitmiştir, bir tek, yüreğimiz ve ruhumuzda onların kıpırdayan gölgeleri, silikleşen sesleri ve belirsiz renkleri kalmıştır. Yani, yeniden, zamanı geldiğinde "yitik bir zamanın peşine" düşebilmek için zorunlu olan şeyler yürek ve ruhumuzun gizli köşelerinde kalmıştır artık..