Ciddi emeklerle oluşturulmuş bir eser. İlk üç asırdaki hadis alimlerinin hayatları, eserleri, ders verdikleri ve kendisinden ders aldıkları kişiler hakkında pek çok bilgi içeriyor.
Kitabın, hadis konusundaki bazı yanlış bilgilere güzel cevaplar içerdiğini düşünüyorum: Bunlardan ilki, hadislerin ilk üç asırda tamamen sözlü aktarıma dayalı olduğu yanılgısı. Kitap, ilk yüzyıldan itibaren hadis aktarımında yazılı kaynakların bolca kullanıldığını gösteriyor.
İkincisi ise hadislerin halk arasındaki rivayetlerden derlendiği yanılgısı. Bunun aksine kitap, hadis külliyatının daha en başından itibaren bu konuya ömrünü vakfetmiş uzmanların çabalarıyla oluştuğunu; elimizdeki hadislerin çoğunun bizlere bu uzmanların(alimlerin) rivayetiyle geldiğini gösteriyor. Kitabın, hadisleri dinin kaynağı olarak kabul etmeyen insanların sıkça değindikleri bu iki konuya ilişkin -nispeten- güçlü argümanlar içerdiğini düşünüyorum.
Üçüncü mesele ise diğerlerinin aksine hadisleri dinin kaynağı olarak kabul edenlerin metedolojisinin aleyhinde: Sahih kabul edilen kaynaklardaki hadislere -özellikle de Buhari ve Müslim'de olanlara- karşı ciddi bir güven olmasına ve bu hadislerin üzerine pek çok dini hüküm bina edilmesine rağmen kitapta, bu hadisleri rivayet eden pek çok alimin birileri tarafından güvenilir olmamakla, yalancılıkla, güvenilir olup zaman zaman hata etmekle eleştirildiğini görüyoruz. Tarafsız bir gözle okunduğu zaman, birçok alimin birbirinin ilmini, metodunu, güvenilirliğini eleştirdiği bir ortamda doğru bilgiye ulaşıldığından nasıl emin olunacağı büyük bir soru işareti. Ancak bu durum bir yandan da hadislerin çoğunun Emevi Dönemi'nde uydurulduğu tezini de çürütüyor. Çünkü farklı coğrafyalardan ve farklı ekollerden olan, birbirilerini çok sert eleştiren insanlardan bize ulaşmış
Mekan eskilerin hayatında nasıl böyle köklü bir yer tutmuş? Mekanı vatan bellemişler sanki. Oysa bizim nesiller bir yere bağlanmama hususunda anlaşmış gibidir, ne kadar çok gezersen o kadar yaşıyorsun. Tuhaf.