Tuhaf, kendi kıvamı olan bir dili var, boğulmanın eşiğinde hissediyorum okurken. Bu öykünün sularında yüzmek güç, sürekli kulaç atmak gerekiyor. Bir dalgayı aşmadan, yeni dalga başlıyor. Dili beni yordu, koşturması beni yordu. Geldi, gitti, duyurdu, açıkladı, ah aldı, intizar etti yüklemlerin bu kadar sık kullanması büyülü gerçeklikte olması gereken düşle gerçeğin belli bir dengede olmasının önüne geçtiğini düşünüyorum. Konusu ise muhteşem. Hep kurban rolü oynayan yoksul ve çaresiz insanların öyküsü. Hayattan hep daha fazlasını isteyen Atiye’nin kırk düğümü, kırk çentiği, kırk nazarı. Eksiklikler ve zorlukluklarla yaşayan, batıl inanışların kölesi olmuş bir ailenin her şeyi uğursuzluk bellemesi, yeni olana olan mesafesi, eskiyi koruma çabasıyla kentleşmede zorlanması. Aile yapısının kültürel dinamiklerini didikleyen bir anlatı. Sevgili Arsız Ölüm’de geçen yaşamlar kuşkusuz sahicidir, bu toprakların ürünüdür, gerçeğidir. Kimsenin özeli yoktur, evin ortasına dökülür tüm hayatlar. Din ve erkek egemenliğine eleştiriler neredeyse her sayfada alaylamalarla yerini bulmuş, kitabın her yerinde ironik diyaloglar var. Kitapta en sevdiğim kısımlar; Atiye’nin Azrail’e başkaldırdığı, onunla pazarlık ettiği, çocuklarını ölümle korkutup Azrail’den haber salıp istediklerini yaptırmaya çalıştığı bölümler oldu. Son not: Dirmit tiyatro oyunu şehrinize gelirse mutlaka gidiniz, Nezaket Erden’in muhteşem performansını kaçırmayınız.