Bağlanma ne korkunun sigintisidir ne de sevgisizligin caresizligidir.
"Bırakabilme" hali, bağlanmayı anlatan en belirgin özelliktir. Halbuki bağımlılık bir doyamama halidir. Çocuk annesinden ruhsal doyum elde edemediği kadar ona bağımlı olur.
Doğru yere doğru şekilde bağlanabilen kişinin duygu dünyası dingin olur.
Bağlanmak sevmek demek değildir.
Bağlanma her ne kadar çocuklukta elde edilen bir "duygusal yetenek" ise de bunun kullanıldığı yer yetişkinlik dönemidir. Yumusak bir ses kullanmak çocukta güven hissini oluşturur. Çocuğa ses ile temas etmek isteyen ebeveynin sesini yumuşatması ve yavaş konuşması gerekli ki çocuğa erişebilsin.
Güven duygusunun oluşmasındaki temel faktör ihtiyaçların 'vaktinde ve yeterince' karşılanmasıdır. Hırs ve koru körüne inat etmeyi çocuklar annelerini çağırdıkları ilk dönemlerde öğrenir. Eğer çocuk anneyle doyuma erişmişse diğindir, iç aleminin kendisini yönelttiği tarafa 'sakince' gider. Yani uykusu geldiğinde kafasını koyup uyur. Damak tadı güçlü olur, aciktiginda açlığını hisseder ve sorunsuzca yemeğini yer.
Yetişkinin tutumu her zman çocuk merkezli olmalıdır. Tam tersine kişi kendi keyfine yogunlasiyorsa çocuğun ruhsal gelişimi aksar.
Bir bebeğin annesini emmesi, süt içmekten daha cokk ondan güven içmek anlamını taşır. Sürekli engellenen, hayallerine itiraz edilen çocuklar bir süre sonra ebeveynle bir şey paylasmamaya başlar ve her duyguyu kendi içinde yaşar.
Çocuk kendisine fiziksel şekilde müdahale edildiği için bir başkasına da aynı muameleyi yapar. Saygın iletişim kanalları da bu sebeple kopar.