Yasemin Saraç

Yasemin Saraç
@kitapmenusu2023
Gazetecilikten sonra hikayeler yazmaya başladım. İlk kitabım “Ben Ölümü O Gün Anladım” 2025 Haziran ayında KDY Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılık’tan çıktı. Şimdi sıra yeni hikayeler yazmakta…
Gazeteci
Üniversite
93 okur puanı
Ağustos 2025 tarihinde katıldı
İyisiyle kötüsüyle: Yaşayan karakterler
Puan vermedi
Füruzan’ın belki de en bilinen öykü kitabını okudum: Benim Sinemalarım. Kitaba adını veren öyküde, on altı yaşındaki Nesibe’nin anne babasıyla ilgili hislerini anlatan satırlar çok etkiledi beni. Tezgahtarlık yapan Nesibe’nin haftalığının neden arttığını sorgulamayan işsiz babası, hayallerde yaşayan annesi… Nesibe’nin plaj kabinlerinde yaşlı erkeklerle birlikte olmasından gelen parayı sorgulamayan baba, yaşıtı bir gençle el ele tutuşup güzel bir gün geçirmesini ise “namus” meselesi sayıp dayakla cezalandırıyor. Bu ikiyüzlülük, Nesibe kadar beni de kötü hissettirdi. İkinci öykü olan Temizlik Kolunda ise, okulda temizlik kolundan başka bir işe layık görülmeyen torununa öğüt veren yaşlı kadının sözleri dikkatimi çekti. Kırgınlıktan değil, dik durmaktan yana olan bu yaşlı kadın, kısa süreliğine de olsa öykünün merkezine yerleşti benim için. Ama kitapta en çok Bir Evin Dıştan Görünüşü ile Kış Gelmeden kaldı aklımda sanırım. Bir Evin Dıştan Görünüşündeki Fıtnat, memur kocasını yeterince hırslı olmadığı için küçümsüyor; çevresinde yükselen insanları gördükçe kendi gerçekleştiremediği hayalleri oğluna yüklüyor. Karakter bana çok tanıdık geldi. Kocasıyla yaptığı konuşmalar da öyle doğal ve sahiciydi ki zaman zaman bir öykü değil, bir evin içinden yükselen sesleri dinliyormuş gibi hissettim. Hayallerin kursakta kalması ne kadar kötüyse, Fıtnat’ın o hayallere ulaşmak için her şeyi mübah görmesi de beni bir o kadar kızdırdı. Kış Gelmedende ise Mehlika vardı. Kocasıyla sağlıklı bir iletişim kuramayan, yıllardır küçümsenmeye alışmış Mehlika… Yıllar önce evden kaçan erkek kardeşinin dönüşüyle birlikte hayatındaki çatlakları fark etmeye başlıyor. Bazı çatlakların kapatılamayacak kadar derin olduğunu görmek, Mehlika kadar beni de sarstı. Kitabı bitirdikten sonra öykülerden çok
Benim SinemalarımFüruzan · Yapı Kredi Yayınları · 2000432 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir Hayale Aşık Olmak
Puan vermedi
1920’ler… Cazın altın çağı… Yeni zenginlerin bölgesi West Egg ile aristokrat zenginlerin yaşadığı East Egg arasındaki gizli rekabet. Burada bir dipnot düşeyim: West Egg ve East Egg, Fitzgerald’ın yarattığı kurmaca yerleşimler. Amerikan rüyasının simgesi evinde çılgın partiler veren Muhteşem Gatsby… Ve onun, gözünde ulaşılmaz bir yere oturttuğu, ona tekrar kavuşmak için her şeyi göze aldığı ilk aşkı Daisy…. Tüm bunları Daisy’nin ikinci dereceden kuzeni Nick Carraway’in gözünden izliyoruz. F. Scott Fitzgerald’ın 1923’te yazmaya başladığı ve 1925’te yayımladığı başyapıtı Muhteşem Gatsby, okuyucuya bir devrin panoramasını sunarken, savaş sonrası zenginleşen ama değerler konusunda çözülme yaşayan Amerika’yı gözler önüne seriyor. Bir kadını hayatının tek anlamı haline getirmenin bedeli, bu uğurda yitirilenler ve kazanılanlar, farklı duygular arasında gezdiriyor. Daisy, Tom Buchanan’la evlidir, üç yaşında bir kızı vardır ve aldatılmaktadır. Kapana kısılmış hisseder kendisini. Tam o sırada, malikanesinde verdiği gösterişli partilerle adından söz ettiren ve servetinin kaynağı hakkında türlü söylentilen dolaşan Gatsby çıkar karşısına. Gatsby, Daisy ile askerdeyken tanışmış, aşık olmuştur. Tek amacı onu yeniden elde etmektir. Bu uğurda hayatını, hatta kimliğini yeniden inşa etmiştir. Gatsby’nin trajedisi, Daisy’yi gerçekte olduğundan çok daha büyük, çok daha özel bir yere koymasıydı bence. Belki Daisy güzelliği, zenginliği ve ulaşılmazlığıyla Amerikan Rüyası’nı simgeliyordu. Tıpkı dönemin insanlarının “biraz daha para, biraz daha başarı” derken mutluluğun bir sonraki köşede olduğuna inanması gibi. Gatsby’nin peşinden koştuğu şey yalnızca Daisy değil, ulaşınca her şeyin düzeleceğine inandığı bir hayaldi. Muhteşem Gatsby birkaç defa filme de uyarlanmış. 1974 tarihlisinde Robert
Muhteşem GatsbyF. Scott Fitzgerald · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202527bin okunma
Bastırılmış Duygular
Puan vermedi
“Güneyde birkaç yıl önce bir cinayetin işlendiği bir üs var. Bu faciada rol alanlar, iki subay, bir asker, iki kadın, bir Filipinli ve bir attı.” Hastalıklarla boğuştuğu elli yıllık hayatına dört roman, bir kısa roman, iki oyun, yirmi öykü sığdıran ABD’li yazar Carson McCullers, Altın Gözde Yansımalar (Reflections in a Golden Eye) kitabının ilk sayfasında, kitabını bu cümlelerle özetlemiş adeta. Kitap 1942’de yayımlanmış. Binbaşının eşi, bebeğini kaybettikten sonra fiziksel ve ruhsal olarak iyice çökmüş durumda. Hayata tutunmasını sağlayan tek kişi Filipinli yardımcısı. Kocasının, yüzbaşının karısıyla ilişkisini bilmesine rağmen buna karşı koyamıyor; bu da karakterin edilgenliğini daha da belirginleştiriyor. Yüzbaşı ise romanın en kapalı karakterlerinden. Yalnızlığı ve iç dünyası doğrudan açılmıyor, daha çok davranışlarıyla sezdiriliyor. Ancak bu yaklaşım benim için karakterle bağ kurmayı zorlaştırdı. Yüzbaşının karısı ise metinde sık sık “aptal” olarak tanımlansa da aslında çevresindekileri yönlendirebilen bir karakter. Okuma yazma ve sayılarla ilgili yaşadığı zorluklar, bugünden bakınca disleksi ihtimalini düşündürüyor. (Bir kadın karakterin, kadın yazar tarafından aptallık etiketiyle sunulmasını yadırgamış da olabilirim.) Romanın bu kapalı yapısına bir de er Williams ekleniyor. Onun yüzbaşının karısını gizlice izlemesi, metne rahatsız edici bir gerilim katıyor. McCullers’ın dili sade ve akıcı. Buna rağmen karakterlerin psikolojik derinliği çoğu zaman okura bırakılıyor. Bu, bilinçli bir tercih olsa da, benim için metnin etkisini zayıflatan bir unsur oldu. Aynı şekilde, askeri disiplinin hakim olduğu bir ortamda geçen bazı sahneler -örneğin çırılçıplak ata binme gibi- sembolik bir anlam taşısa da, kurgu içinde inandırıcı gelmedi. Bu yönüyle roman, olaydan çok
Altın Gözde YansımalarCarson McCullers · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,276 okunma
Aşk mı, kibirli bir fedakarlık mı?
Puan vermedi
Andre Gide’in 1909’da kaleme aldığı Dar Kapı’sı, aşk ile inanç arasında sıkışmış bir ruhun hikâyesini anlatıyor. Kitap adını, kutsal metinlerde geçen “Dar kapıdan girmeye gayret edin” ifadesinden alıyor. On iki yaşındayken doktor babasını kaybeden Jerome, yazları annesiyle dayısının evine gitmeye başlar. Dayısının iki kızı, bir oğlu vardır. Ancak eşi ailesini genç bir adam için terk ettiğinde tüm dengeler bozulur. Jerome büyük kardeş Alissa’ya, küçük kız kardeş Juliette ise Jerome’a aşıktır. Alissa Jerome’a çok aşık olsa da, Jerome ile Tanrı arasındaki tek engelin kendisi olduğunu düşünüp aşkından vazgeçmeyi seçer. Ama kardeşine de yar etmez onu. Kardeşini istemediği bir adamla evlendirir. Andre Gide’in Pastoral Senfoni kitabında da dünyevi aşk ile dini aşk paralel gidiyordu. Burada da kalp ile aklın arasında gidip gelmeler çoktu. Ben okurken, Alissa’nın, annesinin onları terk etmesinin travması yüzünden aşkı değil Tanrı sevgisini seçtiğini düşündüm. Üstelik buradaki Tanrı sevgisi kendisine ait bile değildi. Jerome’un Tanrı’ya yakın olabilmesi için aşktan vazgeçti gibi geldi bana. Kibirli bir fedakarlık; ilk bakışta yüce görünse de, aslında başkalarının hayatını da belirleyen bir kontrol arzusuna dönüşüyor. Arka kapakta “aşk üzerine bir başyapıt kabul edildiği” yazıyordu Dar Kapı’nın. Satırlardaki aşkı hissedemesem de, bana, aşkın yüzyıllar boyunca nasıl değiştiğini ve nasıl farklı biçimlerde yaşandığını sorgulatması bakımından ilginç bir okumaydı. 
Dar KapıAndré Gide · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20234,535 okunma
Kars… Kar… Ka
Puan vermedi
Orhan Pamuk’un 2002 yılında çıkan kitabı Kar var sırada. (Okurken kitap ismi ve karakteri, Kars’tan birer harf eksilterek yapılmış gibi geldi:) Karakterimiz Kerim Alakuşoğlu, namı diğer Ka… (KA değil Ka.) On iki yıldır Almanya’da sürgünde olan şair Ka, annesinin cenazesi için ülkeye döndüğünde, evlenmek için birini bulma planı da vardır kafasında. Dört gün sonra genç kız intiharlarını ve yaklaşan seçimleri izlemek için Kars’a gider. Üniversite yıllarından tanıdığı İpek’in aile otelinde kalır. İpek, ortak arkadaşları Muhtar’dan boşanmıştır. Ka, kendini İpek’e aşık olduğuna, onunla Almanya’ya giderse mutlu olacağına inandırır. Arka planda hiç durmadan yağan karın altında, intihar eden ve türban direnişi yapan kızlarla, aileleriyle konuşur, şehri tanımaya çalışır Ka. Sonra bir anda ortaya çıkan tarikatçı tipler girer sahneye. Onlarla konuşunca kendini birden dine yakın hisseder herkesin ateist dediği Ka. Bir yandan da devamlı şiir “gelmektedir.” Kar yüzünden şehir sahipsiz kalmıştır. Gezgin tiyatro kumpanyasının baş aktörü Sunay Zaim’in sahneye koyduğu oyunda birden silahlar gerçek olur! Seyircilerin üzerine ateş açılır. Onlarca kişi ölür. Ordu eğitimini tamamlayamamış Sunay Zaim ve asker arkadaşı, kardan kimsenin ulaşamadığı Kars’ta bir ihtilal yapmıştır. Ka bu ihtilalin kilit ismi olur bir anda. Sırf İpek’le baş başa kalabilmek için, uydurduğu bir Alman gazeteciye ulaştırılmak üzere bir bildiri yazılmasına bile ön ayak olur. Dinlediği herkese kendini yakın bulur, özellikle de tarikatçılara! Bir tiyatro oyunu gibi başlayan darbe, karlar eriyene kadar bambaşka yönlere sürükler insanları ve Ka’yı. Hikayenin anlatıcısı bizzat Orhan Pamuk. Eski arkadaşı Ka’nın ardından Almanya’da ve Kars’ta izini sürüyor. Onun notlarını okuyor. Aynı kadına aşık olduğunu sanıyor. Hatta
KAROrhan Pamuk · İletişim Yayınları · 200217,8bin okunma