"Bir gün de bizim kentin parkında tanıdığım Dada adlı bir çocuk, annesine onun ağzından bir mektup yazmam için öyle yalvarmıştı ki; dayanamamış, hemen babamın dükkânına gidip yumuşak kili ve kamışı alarak parka gelmiştim.Çocuk, babamın yanında yazdırmak istemiyordu, ben de ne yazdıracak diye meraklanmış- tım. Parkın tenha bir köşesine oturduk; o söyledi, ben yazdım. O mektubu ömrüm boyunca unutamadım.
Meğer çocuğun annesi de Nippur'da oturuyormuş. Onun yüzüne karşı istediğini söylemeye çekindiği için, mektupla içini dökmeye karar vermiş:
"Bizim evde yığınla yün ve iplik var, yine de bana yılda bir kez elbise yapıyorsun. Komşunun oğlu evlatlık olduğu halde annesi ona hiç durmadan yeni giysiler dikiyor. Sen de bana yap ve sevindir beni" diye yazdık. Daha sonra çocuğu görünce ilk işim, mektubun iyi sonuç verip vermediğini sormak oldu. O da bana üzerindekini göstererek, "İşte sonucu, güzel mi?" dedi. Hatırladığıma göre etekleri kat kat saçaklı, oldukça gösterişli bir giysi vardı üzerinde.
"...atalarımın buralara göç etmeden önceki oturdukları yerlere komşu topraklarda sarı saçlı, mavi gözlü insanlar yaşıyormuş...Sarı saçlı, mavi gözlü insan nasıl olur, bir türlü gözümde canlandıramıyorum;pek hoş olacağını da düşünemiyorum.Benim ülkemde böyle birini hiç görmedim.Biz kara saçlı, kara gözlüyüz...Biraz buğday rengine benzer tenimiz."