Bir kız senin için gözyaşı akıttı . Daha aşkın en saf halini nasıl bulabilirsin ki ?
İki Şehrin Hikayesi, Charles Dickens’in okuduğum ikinci kitabıydı, bir süre böyle kalmasını umuyorum. Kitaptan alabildiğimce hüzün alabildim, herkese hüzün tavsiye ederim. Yazdıklarımız hüzün, mevsim hüzün, gözlerin gözlerin hüzün deryası, baktıkça gözlerine esir olurum, gözlerinden gelip hüzün beni bulur. Hüzün beni hiç kaybetmeyecektir bende hüzünü kaybetmeyeceğim, kaybedemem. Benim gözyaşlarım, sevmek ve sevilmek adına yaşayabilmek için akabilir, gerçi akmamış değil. Bir yerde şu satırları okumuştum; Günümüzde kendin olarak yaşamak zor. Her ortama ayak uydurabilmek için farklı kişiliklere bürünmek gerekiyor. Yoksa o topluluk içinde kabul görmek zor oluyor. Bir roman karakteri bu durumu şöyle izah ediyor: “Bir karakter rolünü oynayabilmek için kişiliğimi terk etmenin kolay olduğunu sanma. Derinlerde bir yerde isyan etmeyi sürdürüyordum, bir yanım kendim olmayı sürdürmek istiyordu, öteki yanımsa sevilebilmek için dünyanın gerektirdiği kurallara uyum sağlamak istiyordu. Ne zor bir savaş!” İnsan denen varlığın bir diğeri için gizem ve sırlarla dolu olduğu, yadsınamayacak bir gerçek. Geceleyin büyük bir şehre girdiğimde, bir düşünce kaplar içimi. Yan yana kümelenmiş karanlık her ev, kendi sırrını barındırır içinde. Her evin her odasında ayrı bir sır vardır. Ve oradaki yüz binlerce göğüste çarpan yürekler, en yakınındaki için bile bir sırdır!
"Dayanamadığım bir şey varsa o da şu belirsizlik.
"İki şehrin hikayesi gibiydik birbirimizin, bir tarafımız eksik bir tarafımız yarım. Bir yanımız küskün bir yanımız dargın. Öyle birbirimizden habersiz âlâkasız, nereye kadar. Kitap bir banka memurunun anılarından dallanıp budaklanan hayatları anlatıyor.İki şehir olarak bahsedilen yerlerimiz Londra ve