Karla kaplı bir gece… Herkesin birbirine yabancı olduğu bir tren yolculuğu…
Ve o trenin içinde işlenen bir cinayet. Kaçış yok, dışarıda fırtına var.
Ama içeride çok daha tehlikeli bir sessizlik.
Agatha Christie, yine her zamanki ustalığıyla insan zihninin karmaşık yönlerini ortaya seriyor.
Okurken sadece “katil kim?” diye düşünmüyorsun; aynı zamanda “her şey göründüğü gibi mi?” diye de sorguluyorsun.
Olaylar öyle bir örülmüş ki, her sayfada aklın bir başka yöne çekiliyor.
Sonunda ise tüm taşlar yerine oturduğunda, sadece bir cinayetin değil, adaletin, vicdanın ve insan doğasının da sorgulandığını fark ediyorsun.
Doğu Ekspresi, sadece bir tren değil; her karakterin kendi sırrını taşıdığı, geçmişten bugüne uzanan bir yolculuk aslında.
Ve sen, o trenin bir yolcusu gibi sayfalar arasında ilerliyorsun…
Her bölümde biraz daha dikkatli, biraz daha meraklı.
Bir kitap düşün; hem zekice, hem sürükleyici, hem de okurken zamanın nasıl geçtiğini unutturuyor.
İşte tam da öyle bir roman bu.
Merak edenlere,okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim.
Kitaplarla kalın.