Kader bizi bir yere çağırdığında karşı koyacak gücümüz kalmıyordu ve genellikle gitmeyi arzu etmediğimiz yerlere yazgımızın zoruyla gidiyorduk.
Gerçekten böyle miydi?
Yoksa arzularımızın peşinden gittiğimiz halde, sırf suçu üzerimizden atmak için bizi oraya kaderin çağırdığını mı iddia ediyorduk?
Keşke yeteri kadar gücüm ve cesaretim olsaydı da içime bakabilseydim. Tabii görebilecek bir göze, anlayabilecek bir kalbe ihtiyaç var, onu da zamanla öğreniyor insan.
Bu dünyada değiştirebileceğimiz ve değiştiremeyeceğimiz şeyler vardı.
Ve en acıklısı şu ki : Ben ikisini hep birbirine karıştırıyordum.
Gitmek o kadar da kolay değildi .
Gittiğim yeri beğenmemek bahaneydi, asıl yara içeride bir yerdeydi. “ Beni bu yabancı yerde tek başıma bırakma, sen de yanıma gel lütfen!” Diyebileceğim kimse kalmamıştı hayatımda.