Duygu

Duygu
@kitaptasonsayfa
YL
45 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Puan vermedi·430 syf.··
2022 4. kitabı
20. yüzyıl Özbek edebiyatının önemli yazarlarından Adil Yakubov’un Uluğbey’in Hazinesi adlı Türkistan edebiyatı klasiklerinden biri olan tarihi romanı esas itibariyle Uluğ Bey ve Ali Kuşçu’nun bilimsel faaliyetlerini anlatmaktadır. Yazar bu romanı Sovyetler Birliği döneminde yayımlanmış olması nedeniyle çevirisini yapmış olan D. Ahsen Batur yazar için dine sataşmanın moda olduğu bir dönemde onun da buna ayak uydurduğu yorumunu yapmaktadır. Roman iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, Horasan ve Maveraünnehir’de yaşanan birtakım hadiselerden bahsedilmektedir. Timur’un oğulları arasında çıkan iktidar mücadelesi sonucu Mirza Uluğbey hâkimiyeti ele almışsa da din adamlarının kışkırtmalarıyla Uluğbey’in oğlu Abdullatif başkente doğru yürür. Bu gibi felaketlerin başına gelmesiyle Uluğbey’in arkadaşı ve öğrencisi Ali Kuşçu onun iktidardan çok bilgisinin yetkinliğini ilim-irfan için kullanması gerektiğini düşünür. Uluğbey ise Ali Kuşçu’yu çağırarak ona en değer verdiği hazinesi kırk yıllık saltanatı boyunca topladığı eserleri yani Cami-ul Ulum denen kütüphanesini ve yaptırdığı rasathaneyi korumasını ister. Romanda aslında Uluğbey aslında iktidarı oğlu Abdullatife bırakmak ister ama oğlunun kendisini ilimle uğraşma konusunda rahat bırakmayacağını düşünmektedir. Çünkü oğlunun kışkırtan şeyh Hamuş ve diğer din adamları ilim ile uğraşanları din düşmanı olarak ilan etmişlerdir. Bu nedenle yazarın Sovyet döneminde bu kitabı yayınlayabilmesi din ve din adamlarına karşı saf alınmış bir zamanın etkisini göstermektedir. Çünkü din adamlarını gerçek birer inanan olarak görmemekle birlikte maddiyatı dini inanışa ve gerekliliklerine yeğ görmüşlerdir. Yazar din adamlarının dini nasıl yaşadıklarına değil aslında kitaplara verdikleri zarara tepki göstermektedir. Uluğbey ve Ali Kuşçu gibi
Edebiyat
Uluğbey'in HazinesiAdil Yakubov · Selenge · 2003294 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·144 syf.··
2022 3. kitabı
Kitabın ana konusu olan birbirleri ile tarih sahnesinde mücadelelere tutuşmuş olan Karakoyunlu (1351-1469) ve Akkoyunlu (1340-1514) devletleri üzerinedir. Karakoyunlular, başkenti Tebriz olan ve Doğu Anadolu, Azerbaycan, İran ve Irak’ta hâkimiyet alanına sahip olan bir Türkmen hanedanıdır. Akkoyunlular ise Horasan’dan Fırat Irmağı’na ve Kafkas Dağları’ndan Umman Denizi’ne kadar olan topraklara hâkim olmuş Oğuz Türklerinin kurmuş olduğu bir devlettir. Mükrimin Halil Yinanç, Faruk Sümer ve İsmail çalışmaları mevcut olmasına rağmen Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletleri hakkında sade, kısa ve birinci elden kaynaklara dayanan kısa bir esere olan ihtiyacı hisseden Muhsin Behramnejad’ın bu eksikliği bu çalışma ile gidermeye çalışmıştır. Muhsin Behramnejad’ın bu kitabı yazarken İran’da dönemin önemli kaynak eserlerini dikkate alınmıştır. İlk kaynak Ebu Bekir Tihrani İsfahani’nin Akkoyunlu Uzun Hasan’ın isteğiyle kaleme aldığı, Akkoyunlu tarihini iki ana bölümde inceleyen kitabı Kitab-ı Diyarbekriyye’dir. Bir diğeri ise Fazlullah Rûzbihan Hunci İsfahani’nin Akkoyunlu Devleti temelinde ele almasının yanı sıra Azerbaycan, Gürcistan, Fars, Kirman vb. bölge tarihlerine yer verdiği Tarih-i Âlem-Ara-yi Emin-i’dir. Son kaynak ise Budak Münşi-yi Kazvini’nin genel bir tarih kitabı olan ve içeriğinin bir bölümünde Karakoyunlu ve Akkoyunlu tarihine yer verdiği Cevahirü l-Ahbar isimli eseridir. Eser iki bölümden oluşmaktadır. Yazar kitabın bölümlerine giriş yapılmadan önce yukarıda bahsettiğim eserlere ve müelliflere dair genel bilgiler ihtiva eder. Kitabın birinci bölümünde, Karakoyunlu hanedanı tarihi ele alınmıştır. Bu bölümün alt başlıklarında Karakoyunluların siyasi tarihi kısa başlıklar halinde incelenmiştir. Sırasıyla Karakoyunlu Kara Mehmed’den başlayarak, Kara Yusuf’tan Mirza
Tarih
Karakoyunlular AkkoyunlularMuhsin Behram Nejad · Kronik Kitap Yayınları · 201944 okunma
Puan vermedi·234 syf.··
2022 2. kitabı
Habib Kartaloğlu’nun kaleme aldığı eserin konusu esas itibariyle Safevi Devleti ve Şii ulema arasındaki ilişkilere dayanmaktadır. Safevi Devleti 1501-1736 yılları arasında İran coğrafyasında hüküm sürmüş ve siyasi tarihinin yanı sıra mezhebi değişim ve devlet içerisindeki ulemanın konumu nedeniyle tarihte oldukça dikkat çekici devletlerden biri olmuştur. Şiiliğin resmi mezhep olarak kabuk edilmesiyle İran tarihinde köklü değişimler yaşanmış etkilerini günümüze kadar muhafaza etmiştir. Aynı zamanda Safevi Devleti’nin kurulması Şii ulemanın ilk kez bir devlet desteği bulmasına ve daha sonra ise güçlenip iktidara ortak olacak konuma gelmesine kitapta detaylıca değinilmiştir. Eser dört bölümden oluşmaktadır. Safevi Devleti’nin ilk elli yılındaki iktidar-ulema ilişişinin ele alındığı bu çalışmanın ilk bölümünde devletin arka planını oluşturan Erdebil tekkesinin teşekkülü, bu tekkenin dini ve ideolojik değişim ve dönüşümü, Şah İsmail’in devletin başında olmasıyla Safevi Devleti’nin değişimi ve teşekkülü alınmıştır. İkinci bölümde İmamiyye Şiiliğinin din ve siyaset ilişkisi ekseninde Safeviler öncesi dönemde resmi mezhep olarak ilan edilme girişimleri ve sonunda Şah İsmail’in bu mezhebi resmi mezhep olarak ilanı ve Safevi İran’ında Şiiliğin yayılmasının sağlanma çabaları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde de Safevi topraklarına hicret etmiş olan ulemalar ve muhacir olan ulemanın kendi topraklarını terk etmelerinin nedenleri, Safevilerin üstlendikleri görevler ve son olarak şahın özel daveti üzerine İran’a ilk giden Muhakkik el-Kereki hakkında bazı bilgilerden söz edilmiştir. Son bölümde ise iktidar ulema ilişkileri bağlamında Safeviler döneminde, el-Kereki’nin dini ve siyasi nüfuzu, sadr makamı, cair yönetimler ve ulemanın fıkhi otoritesi konuları ele alınmıştır. Eserdeki
Tarih
Safevîlerin İlk Döneminde İktidar-Ulema İlişkisiHabib Kartaloğlu · Fecr Yayınevi · 20223 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2022 1. kitabı
·
48 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2022 14:09
İncelemekte olduğum eser yazılırken esas alınan özgün metin, İran İslam Şurası Meclis Kütüphanesi’nde kayıtlı farsça bir eserdir. Yabancı bir devlete gönderilen elçilik heyetinin raporu olduğu anlaşılan bu eserde müellifin adı geçmemektedir fakat Hormoz Kazemighalinghieh’in araştırmaları sonucunda müellifin Kaçarlı Muhammed Şah’ın Buhara’ya büyükelçi olarak gönderdiği Abbaskuli Han olduğu tespit edilmiştir. Muhammed Şah Kaçar, 1843 yılında Buhara Emiri Nasr’ullah Han’a İngiliz misyoneri Joseph Wolff’un kurtarılması, Buhara ve civarında esirlerin azat edilmesi ile Muhammed Şah’ın Türkistan bölgesindeki dini ittifak arayışı nedenler ile gönderdiği büyükelçi Kaçarların Türkistan’a göndermiş olduğu ilk elçi olması bakımından önem arz etmektedir. Sefaret yazarın hazırladığı önsöz bölümünde çalışanın giriş hariç üç bölümden oluştuğu yazsa da esas itibariyle kitap temelde dört ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde sefaretname terimi hakkında genel bilgiler ihtiva etmekte ve eserin ortaya çıkış sürecinden bahsedilmektedir. Aynı zamanda diğer sefaretnamelerden bahsederek eseri onlarla karşılaştırır ve aynı zamanda yazar bu eserin bir sefername değil de bir sefaretname olduğuna dair bir meşruluk arayışındadır yorumu yapmak yerinde olacaktır. İkinci bölümde Sefaretname-i Buhara, Kaçar hanedanlığı ve Türkistan ilişkileri üzerinden Kaçar hanedanlığı, İngilizler ve Buhara hanlıkları arasındaki siyasi ve dini ve kültürel ilişkiler incelenip açıklanmaya çalışılmıştır. Asıl metinde geçen kölelik meselesinin anlaşılması adına bu husus ayrı bir başlık altında incelenmiştir. Fakat gereksiz ayrıntıya girilip genel bilgiler ile donatılmıştır. Okuyucuyu esere hazırlamak adına olsa da giriş dâhil ilk iki bölümde sürekli olarak tekrara düşülmüştür. Kitabın üçüncü bölümde ise 96 sayfalık
Tarih
Sefaretname-i BuharaHormoz Kazemighalinghieh · Selenge Yayınları · 20221 okunma
(Bu Bir Kitap Kritiğidir)
7/10
·411 syf.··
2021 1. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 01 Ocak 2021 01:21
Müellif Urfalı Mateos, XI. yüzyıl sonunda ve XII. yüzyılın ilk yarısında Urfa’da yaşamış bir başrahiptir. Ölümünden sonra da eserine zeyl yazan Grigor’un, Mateos’un öğrencisi olması muhtemeldir. Eserin Türkçe tercümesi Hrant D. Andreasyan tarafından orijinal dili olan Ermenice metin esas tutularak çevrilmiştir. Bu tanıtım ise Hrant D. Andreasyan’ın Türkçe tercümesi üzerinden yapılacaktır. Eser içindeki notları Edouard Dulaurer yazmıştır ve Prof. Dr. Halil Yinanç Türkçeye tercüme etmiştir. Hrant D. Andreasyan eserin giriş bölümünde yazarların kimliği, eserin içeriği ve çeviri hakkında genel değerlendirme özelliği taşıyan 9 sayfalık bir önsöz yazmıştır. Birinci baskısı 1962 yılında yapılan eserin, 2019 yılında Ankara’da Türk Tarih Kurumu tarafından neşredilen 4. Baskısı üzerinden değerlendirme yapılacaktır. Kitap, 411 sayfa olmakla beraber eserin sonunda 74 sayfalık bir dizin mevcuttur. Eser 4 bölümden oluşmaktadır. İlk 3 bölümünde 952-1136 yılları arasındaki olaylar Urfalı Mateos tarafından aktarılmıştır. 4. bölümde ise 1136-1162 yılları arasındaki olayları Papaz Grigor yazmıştır. Romen rakamları ile 284 başlık altında bazen tarih verilerek olaylar bölünerek anlatılmıştır. Eser içinde (288. Sayfada) Danişmendliler’in şeceresini gösteren bir şema eklenmiştir. Eserin önsözünde mürtecim, Urfalı Mateos’un söylediğinin aksine onun eseri için başka kaynaklardan faydalanmadığı, Bizans, Süryani ve Ermeni müellifleri okumadığı hakkında bir aktarımı olsa da Urfalı Mateos’un bu eseri bizler için oldukça kıymetlidir. Urfa ve Suriye’de geçen olayların görgü şahidi olduğu gibi, Latin prensleri, Türk akınlarına, Yakın-Şark’a ve Haçlılar ile Müslümanların ilişkilerine eserinde büyük bir yer vermesi bakımından önemli bir tarihi kaynaktır. Ağdalı ve edebi bir dilden uzak eserini
Tarih
Urfalı Mateos Vekayi-Namesi (952-1136) ve Papaz Grigor'un Zeyli (1136-1162)Kolektif · Türk Tarih Kurumu Yayınları · 201931 okunma