Biri eğer kendilerini savunamazlarsa işgal edilmeye mahkûm olacaklarını, diğeri her yerde isyanlar olursa kendilerini savunmalarına gerek kalmayacağını savunuyordu.
Daha ilk adımda basamaklar gıcırdamaya başladı, Evgenia çekinir gibi oldu.
"Korkma," dedim esprili adam rolüne kendimi iyice kaptırarak. "Basamaklar sana, hoş geldin, diyor."
O her zamanki uyumlu haliyle hemen girdi havaya.
"Öyle mi? Hoş bulduk. Demek bu evde eşyalar da konuşuyor?"
Başlattığım espriyi sürdürüyordu ama bilmiyordu ki bu evde eşyalar gerçekten de konuşurdu. Karımla kızımın ölümünden sonra ben ilk olarak bu evdeki eşyalara dökmüştüm içimi. Derdimi, acımı, öfkemi ilk kez onlarla paylaşmıştım. Bir tek onlar dinlemişti beni hiç ses çıkarmadan, bir tek onlar ortak olmuştu çaresizliğime..
İstanbul kimsenin umurunda değil. Gözlerinin önünde gelecekleri çalınıyor, bana mısın demiyorlar. Bu şehrin insanları çok vicdansız, çok vefasız, çok cahil. Bugünü kurtarsınlar yeter. Lafa geldi mi herkes şikâyetçi. Fakat bir şeyler yapalım dediğinizde, önce kendi çıkarlarına bakıyorlar. Şehrimize sahip çıkalım, İstanbul Kültür Başkenti filan hepsi yalan. Hepsi ucuz propaganda... Belediyeler, valilik, hükümet, devlet, vatandaş, hepsi yalan söylüyor. Hepsi sahtekâr...