bu ilk grange kitabım ve hoşnut kaldığımı söyleyebilirim. yazarın dili tahmin ettiğimden daha yorucu ve yoğun olsa da kendine has bir okuma zevki veriyor. bu yıl, 2023-2024, sınav senem olduğundan hiç kitap okumadım ve bu hasreti çok güzel giderdi küllerin günü.
kitap almanya'da geçiyor. yüzyıllardır kendilerini toplumdan soyutlamış ve tanrılarına dönmüş bir halde yaşayan bir topluluğumuz var, tebliğciler. geçimlerini yıl boyunca üzüm yetiştirip, şarap imalatı yaparak sağlıyorlar. civare halkı da genel kamuoyu da tebliğciler'in yüzyıllardır barışçıl ve ne kendi içlerinde ne de dışarıda saldırgan tavırlarda bulunmayan insanlar olduğunu söylüyor. fakat bir gün bu topluluğun ileri gelenlerinden biri, topluluk tarafından benimsenip satın alınmış bir kilisede ölü bulununca ilk domino taşımız da itilmiş oluyor.
kitaptaki baş kahramanlarımız niemans ve ivana. özellikle niemans karakterini çok sevdiğimi söyleyebilirim. zaten yazarın şu an bende 2 kitabı var, diğeri de kızıl nehirler, okumadım henüz; o da bir niemans kitabıymış herhalde; birkaç grange kitabında rast gelebileceğiniz bir karakter açıkçası niemans.
dediğim gibi ben beklediğimden daha yoğun bir dille karşılaştım. kurgu güzeldi ama. yani aslında kurgu harbiden kıyak mıydı yoksa ortalama bir tane miydi, tam da karar veremiyorum ama bu kadar uzun bir ayrılıktan sonra hem roman hem de polisiye açlığımı dindirmeyi başardı diyebilirim.
kurgu boyunca çok güzel işlenişler bulduğum yerler de çok oldu, az olsa da tam kafamda oturtamadığım kısımlar da vardı. yani objektif bakarsak cinayetlerin işlenişinde veya çözümlenmesi kısımlarında ne bir hercule poirot veya sherlock holmes akılcılığı ne de bir robert langdon bilgi birikimi, derinliği aramak doğru olacaktır ama grange'ın bu kitapta şu ana dek okuduğum tüm kitaplara