Okumakbirnefes profil resmi
Kubilay
12 okur puanı
14 Oca 13:44 tarihinde katıldı.
  • Kendisi de tıp fakültesinden mezun olan Bulgakov, bu kitabında genç ve tecrübesiz bir doktorun şehirden uzak bir kasabada hastalıklarla- yer yer de hastalarla-mücadelesini anlatıyor. Mizahi yönü kuvvetli bir metin. Yer yer sizi çok geriyor, ama güldürmeden de bırakmıyor. Ağlanacak hallere gülme durumu bu tabii. (Bkz. Cehalet. Okurken 1918 Rus köylüsü, 2018 yurdum insanını çağrıştırabilir, şaşırmayın) Dili çok akıcı, anlatıcının zihnine girebiliyor olmak hikayeyle bütünleşmeyi sağlıyor. En önemlisi, dışarıdan mükemmel gördüğümüz doktorların da kendi içlerinde ecel terleri dökebildiğini, teşhis/tedavi sürecinin hiç de dışarıdan göründüğü gibi olmadığını gayet güzel gösteriyor. Çok uzun bir metin değil, oldukça akıcı bu yüzden bir oturuşta okunabilir.
    Tavsiye edilir.
  • Psikoloji üzerine okumalar yapmayı oldum olası seviyorum, bu kitabı da geçtiğimiz hafta fuardan almak nasip olmuştu. Çoğunlukla yabancı yazarlardan okuduğumuz kavramları bir Türk’ün kaleminden okumak beni mutlu etti. Zira genelde -doğal olarak- her yazar kendi toplumu üzerinden örnek verdiğinden mütevellit, tam bir bağdaşım kurmak ister istemez zor oluyor. Bu bağlamda kitap “bizden” oluşuyla 1-0 öne geçiyor denebilir. İçeriğe gelirsek; İnsan Olmak, temel düzeyde bir kitap. İçinde teorik bilgilerden çok günlük hayatın pratiklerini barındırıyor. Bize bazen göremediğimiz, çoğu zamansa görmezden geldiğimiz, kendimizi anlatıyor diyebilirim. Bilhassa yaşadığımız bazı marazların temelinde nasıl “çocukluk” döneminin yattığını, klişe olan “çocukluğa inmek” tabirinin aslında ne kadar yerinde olduğunu inceden inceye düşündürüyor. Bu noktada okurken hem kendi çocukluğunu sorgulatıyor insana hem çocuk yetiştirmenin ne denli “ince” bir iş olduğunu. Son bölümlere kadar genel manada sorunları incelerken “Kendini Yaşamak” bölümüyle bize bu marazlardan nasıl sıyrılabileceğimizin ipuçlarını veriyor. İpucu diyorum zira bunu tam manada başarabilmenin her zaman mümkün olamayacağının kendisi de farkında görünüyor ki daha çok sorunların kaynağını ön planda tutuyor. Bu bağlamda “çözüm” önerilerinin azlığı bir eksiklik olmaktan çıkıp, insanı kendi kaynaklarını ıslah etmeye itiyor. Son olarak, yazarın üslubunu çok sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Zaten kendisinin roman türünde eserleri de varmış, bakmak gerek.
    Velhasıl, bence her insanın alıp okuması gereken bir eser. Son sayfalara yaklaşmışken yazarın geçtiğimiz günlerde vefat ettiğini öğrenmek üzse de, arkasında bize kıymetli eserler bıraktığından bir Fatiha’yı üzerimize borç biliyorum.
  • Tanzimat’tan itibaren Cumhuriyet dönemini de içine alarak geçirdiğimiz uluslaşma sürecini; ulus, millilik, milliyet, dil vb kavramların mahiyetlerini, uygulanan yahut uygulanamayan pek çok tasarı ve politikayı kronolojik olarak başarılı biçimde anlatmış Sadoğlu. İlk bölümde verdiği genel bakış Avrupa’daki süreci görmemiz ve kendimizle karşılaştırma yapabilmemiz açısından güzel. Oldukça fazla kaynağı referans vermiş, zengin bir çalışma ancak bence birkaç noktada eksik kalmış. Örneğin, bu Türkiye’deki süreci anlatan bir çalışma; Avrupa’ya dair genel bakış vermesi kavramların oluşma sürecine değinmesi çok güzel ancak ikisi arasında yazarın bağlatı kurmasını beklerdim. Karşılaştırmalı anlatım daha iyi olurdu okur açısından diye düşünüyorum zira böyle bölümler arasında konu olarak bağlantı elbette var ama geçişler iyi değil. Diğer yandan dil=edebiyat demektir bir yerde. Tasarıları politikaları anlatmış anlatmasına ama basın yayın faaliyetlerine de değinmesi gerekirdi bence. Ne tarz eserler yayınlandı nelere öncelik verildi vs. Bunlar eksik yanları ancak derli toplu bir bakış açısı kazandırması yönüyle kıymetli bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Şahsen ben okurken neler görmüş bu ülke diye düşünmeden edemedim, ilgisi olan herkese tavsiye edilir.
  • Kitap uzun zamandır kitaplığımda duruyordu hem de gözümün önünde. İsteyerek aldığım halde elime ulaşınca içimden hiç okumak gelmemişti. Geçtiğimiz günlerde elime aldım okumaya başladım ve gerçekten çok beğendim. Kitap bölümlere ayrılmış denemelerden oluşuyor başta yazarın da belirttiği gibi çok farklı mecralara yazılmış yazılardan güncel, toplumsal, bilimsel pek çok konuda güzel bilgiler/ yorumlar içeren hoş bir eser. Kendi adıma gerçekten güzel bilgiler edindiğimi aynı zamanda okurken dinlendiğimi hissettim. Özellikle son zamanlarda okuduğum eserlerle bağlantılı bölümler vardı aralarında ilişki kurdum ve birşeyler kafamda daha bir netleşti diyebilirim. Elimde Ruhun Labirentleri de mevcut sanırım biraz araya başka kitaplar alıp onu da okuyacağım. Kemal Sayar adını çok duymuştum ancak Yeni tanımak nasip oldu, bence iyi ki de oldu. Okurken içimizden biri olduğunu hissettim bana kalırsa toplum olarak problemlerimize güzel yorumlar getirmişti. Keza birey olarak da öyle. Son bölüm olan Tıbbın İçinden Tıbbın Ötesine kısmı da ayrıca güzeldi. Velhasıl tek bir konuyla yetinmeyen, çok yönlü bir okumaya davet ettiğini söyleyebilirim bu kitabın. Okunmasını tavsiye ediyorum. (Bir puan kırdım zira yer yer -aslında doğal olarak- bazı klişelere yer vermişti Özet geçmek isterken. Ama göze batacak tarzda değildi, gönül rahatlığıyla alıp okuyabilirsiniz.)
  • Uzun zamandır bu türde kitaplar okumamıştım. İnsanın üstünde bıraktığı etkiyi unutmuşum diyebilirim. Öncelikle kitabı beğendim. Oldukça sürükleyici ve merak duygusunu daima canlı tutan bir kurgusu vardı. Psikoloji alanında olması, rüyalar, psikanaliz detayları olması oldukça ilgi çekiciydi bana göre. Düz bir polisiye okumaktansa böyle olması artı puan oldu. Okurken katil kim diye düşünüp durdum halbuki şüpheli sayısı oldukça azdı ancak kitabın adından hareketle kafamda hep başka kurgular vardı diyebilirim. Bazı yerlerde epey ters köşe oldum, beklentilerim yüzünden gerilirken boşa çıkmaları ferahlattı. Psikanaliz detaylarına bu kadar girmişken ben aslında kafamda çok daha vurucu bir son bekliyordum bu yönden biraz sönük kaldı sonu diyebilirim. Ama kitaba olan beğenimi azalttı mı? Hayır. Sonuçta iki kapağın arasındaki yazarın kurduğu dünya, okur beklentisi farklı olsa da bu o dünyanın değerini azaltmaz yani en azından bunda azaltmadı benim için. Karakterleri sevdim, yine de bir tık daha cevval olmalarını beklerdim. Sonu benim beklediğim tarzda bir vuruculuğa sahip olmasa da vurucuydu. Sevmediğim tek şey son biraz daha detaylandırılabilirdi mesela. Yazar birşeyleri gizemli tutmak İçin uğraştı kitap boyunca anlıyorum ama herşeyin kafamızda daha bir oturacağı bir son isterdim gerçekten bu kısım güçlü olmalıydı. Her şeye rağmen okuduğum süreç boyunca beni epey bağladı, aradığım dünyadan soyutlama efektini bulmuş oldum. Bunun dışında kitap bazı yazım hataları içeriyordu. Bunda kusur elbette yazarda değil editörde olsa gerek zira çeviri kötü değildi hatalar yayına hazırlanırken düzeltilebilirdi bunu da not düşmüş olayım. Sonuç olarak tavsiye ederim.
  • Kitabın ilk 50-60 sayfası çok ilgimi çekmedi daha doğrusu bilindik şeylerdi oku geç tarzında farklı bir etki yaratmadı üstümde. Bu yüzden uzun süre elime almadım ancak devam ettiğimde çok hoş hatırlatmalar ve anektodlar çıktı karşıma. Peygamber Efendimiz (sav) döneminden, yazarın kendi tecrübelerinden yahut çevresinden aktardığı parça/hatırlatmalardan oluşan güzel bir kitaptı. Ufkunuzu ekstra genişletmez ama küçük dokunuşlar bazen umulmadık derecede etkili olabilir kalp üzerinde -ruh halimizle orantılı olacaktır bu etkilenme tabii- Ben okurken güzel vakit geçirdim hem de yoğun okuma yaptığım bir dönemde dinlendirici oldu benim için sohbet havasında gidiyor zira. Tavsiye ederim. (Yalnız hoşlanmadığım bir durumu söylemeden geçemeyeceğim; iç tasarımda sayfanın sağ sol üst al vs bir köşesinde büyük puntolarla sayfadan alıntı cümlelerin vurgulanması hoşuma gitmiyor bence rahatsız edici. İnsanı bir yere odaklanmaya itiyor ister istemez ya da içeriğin yeterince dolu olmadığını düşündürüyor bana. Keşke kitaplarda buna dikkat edilse.)
  • Ayşe Sevim’in ilk şiir kitabıymış bu, benim de yazardan okuduğum ilk kitap oldu. Niyetim İşlenmemiş Suç ile başlamaktı ama kısmet bunaymış. Açıkçası kitapla alakalı hislerim biraz karışık. Dili akıcıydı ama anlatımı oldukça örtülüydü Sevim’in. Bazı şiirleri çok sevdim,bazılarını pek anlamadım, bende bir his uyandırmadı daha doğrusu. Şiire yüklediğimiz anlam yaşanmışlıklarla paralel olduğundan garipsemiyorum. Beğendiğim şiirlerden ve genel olarak kitaptan çıkardığım anlam yazarın kendini fazlasıyla sorguladığı. Hem kendini hem içinde bulunduğu toplumu inceden inceye tenkit ediyor. Bir yandan var olan durumdan çok rahatsız bir yandan korku hakim satırlarında ölüm ve sonrasına dair. Tam olarak yabancılaşmış diyemeyeceğimiz ama çevresinde olan biteni ürkerek izleyen bir gözle karşı karşıyayız diyebilirim. “Biz insanlar Ne yapıyoruz?” der gibi. Çok çok beğendim diyemem birkaç şiir dışında ama yine de öneriyorum. Farklı yaşanmışlıklarda farklı tatlar bırakacaktır çünkü. Bir de kadınlar daha çok şiir yazmalı bence. Öznesi şair/erkek, muhatabı kadın olan şiirlerin dışına çıkıp dünyaya kadın gözüyle bakan satırları okumak güzel ve farklı bir lezzet bırakıyor dimağda.
Kubilay
12 okur puanı
14 Oca 13:44 tarihinde katıldı.
2018
23/100
23%
Her gün 5 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 2491. sırada.
Okur takip önerileri
Daha fazla