Çay demlenirken, annesinin tavsiyesi üzerine salona astığı, ütü istemeyen perdelerini inceledi. Annesi ona bu perdeleri ilk övdüğünde, bu övüş biraz haddinden uzun sürmüştü. Kadını üzmemek için altı saat dinlemişti per delerin o akıl almaz şahaneliğini. Diyordu ki "Evladım, bak ben bu yaşıma geldim, söyleyeceklerimi iyi dinle. Bir gün gelecek ve her şey hayalini kurduğun bokluktan bile boktan görünecek. İşte o gün geldiğinde, her şeye rağmen, evinde güzel görünen bir şey olsun. AL! As şu ütü gerektirmeyen perdeleri. Annem dediydi dersin."
Genç değiliz. Yaşlı da değiliz. Tedirgin yaşamaya çok alışkınız. Kötü besleniyoruz, kötü yaşıyoruz, sportmen ruh luyuz ama spor yapmıyoruz. Taşralıyız ama her yer taşra olduğu için göze batmıyoruz. Kendimiz gibi olanları çok kolay ayırt ediyoruz ama kendimiz gibi olanlarla dahi çok zor kaynaşıyoruz. Çok az şeye inanıyoruz. Bize öyle öğrettikleri için başarısızlıği sevmiyoruz. Ama el yordamıyla kendi kendimize keşfettiğimiz üzere, başarıyı da sevmiyoruz. Sinik, alaycı ve huzursuzuz. Kişisel gelişime, spritüalizme, ezoterik galaktik bilgeliğe veya burçlara inanmıyoruz. Ne idüğü belirsiz insanlarız. İdüğümüzü arıyoruz.
İnsan her şeyi anlayabilecek yetenektedir. Gökyüzünün nasıl titreştiğini de, güneşte olup bitenleri de anlar; gel gelelim, bir başkasının neden onun gibi sümkürmedigini anlayamaz, bunu anlayabilecek yetenekte değildir.