Yine de onunla birlikteyken ağız dolusu gülüyoruz hep. Yorgun ama gösterişli roman kahramanları gibi. Canı çok yanan ve acısını kahkahalara saklayan gerçek insanlar gibi. Kahkahayla gözyaşının birbirine nasıl da benzediğini öğrenmek zorunda kalmış bütün zavallılar gibi. Gülüyoruz. İçimizdekini kimse bilsin istemiyoruz. Herkesten saklıyoruz. Bazen kendimizden bile.
Zaten bir kitabı on kere okumak, on farklı kitap okumaktan yeğdir. Kitabı ilk okuduğunuzda kitap hakkında fikir sahibi olursunuz. İkinci kez okuduğunuzda anlamaya başlarsınız. Üç ve daha sonraki okumalarda fark etme süreci başlar. İşte gerçekten kitap okumaya da bu süreçte başlarsınız. Sizin bir çırpıda okuduğunuz paragrafı yazan yazar, o paragrafı yazmak için saatlerce düşünmüştür. Bir yerlerine sıkıştırdığı benzetmelerin, ironilerin, kişileştirmelerin tamamını ilk okuduğunuzda görmeniz imkânsızdır. Olay örgüsünün büyüleyiciliği sizi yazarın sanatından uzaklaştırır. Oysaki yazarın derdi, olay örgüsünü sanatıyla anlatmaktır
Kim bilir belki karşılaşırız.
Kim bilir duvarda asılı duran ölülerin fotoğrafına bakıp ince belli bardağımızdan ölümsüzlüğü içeriz.
Ölümsüzlüğe içeriz.
Sende ölürsün