Dostluktan beklediğimiz şey yalnızca emniyet ve güven hissiyken aşktan çok daha fazlasını bekliyoruz. Hatta çocukluğumuzda, daha önceki ilişkilerimizde eksik kalmış bütün arzu, istek ve gereksinimlerimizin tamamını aşık olduğumuz sevgilimizin doyurmasını istiyoruz. Aşkın belli bir mutlaklık içermesini, bize neredeyse Tanrısal bir yücelme yaşatmasını bekliyoruz.
Bağlanma prensipleri bize insanların ancak giderilmemiş ihtiyaçları kadar muhtaç olduklarını öğretir. Duygusal ihtiyaçları karşılandığında -ne kadar erken o kadar iyi- ilgi dışarıya yönelir. Bu, bağlanma literatüründe “bağımlılık paradoksu” olarak geçer. İnsanlar bir diğerine ne kadar etkin şekilde bağlanırsa, o kadar cesur ve bağımsız olurlar.