Sevgi ancak iki insan birbirlerine varlıklarının özünden bağlanır, her biri kendini varlığının özünden tutarsa gerçekleşir. İnsan gerçeğinin de canlılığının da sevgisinin temeli de işte bu “özden tanıma” deneyimidir. Böyle oluşan sevgi sürekli meydan okumadır, bir köşede dinlenme değil; çabalama, hareket etme, beraber çalışmadır. Öyle ki uyum ya da çatışma, neşe ya da üzüntü bile ikincil kalır. Önemli olan iki insanın birbirlerini varlıklarının temelinden yaşaması, kendi kendilerinden kaçmak yerine birbirleriyle bütünleşirken kendi kendileriyle bütünleşmeleridir. Sevginin varlığının bir tek kanıtı vardır: Bağlılığın derinliği, seven kişilerin her birinin ilgisindeki canlılık ve güçlülük; işte sevginin sunduğu meyve bunlardır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Narsisizm, insan gelişmesinin ilk evresidir, yaşamının daha sonraki evrelerinde narsisizme dönen kişi sevme yetisini yitirir, en uç noktası çıldırmaktır.
Cinsel sevgi iki kişilik yalnızlıktır. Oysa sevdiği kişide insam tüm insanlığı, yaşayan ne varsa hepsini sever. İnsan kendisini ancak bir tek kişiyle böylesine doyurucu ve bütünleyici bir kaynaşma içine sokabildiği için, başkalarını dışlar. Cinsel sevginin diğer insanları dışladığı an sadece cinsel birleşme anı, insanın yaşamını tümüyle başkasına verdiği andır, kardeşçe sevgi anı değil.
Saygının ancak ben bağımsızlaşmayı başarırsam, eğer birisini sömürüp hükmüm altına almadan koltuk değneksiz ayakta durabiliyor, yürüyebiliyorsam, işte o zaman gerçekleşeceği açıktır. Saygı ancak özgürlüğün temelleri üzerinde var olabilir. Şu eski Fransız şarkısının dediği gibi; l’amour est l’enfant de la libert, “sevgi özgürlüğün çocuğudur”. O asla zorbalığın çocuğu olamaz.