Drew Wilson ve ailesi için, annesinin babasını aldatması ve bu nedenle ebeveynlerinin boşanması ile başlamıştı kötü günler. Boşanma ve velayet mücadelesinin yarattığı travmayı atlatamayan babasının, önce kendini içkiye vermesi ve nihayetinde de intiharı ile devam etmişti. Böylece, annesinin evlendiği adamın evine taşınınca, aynı evde yaşayan üvey kardeşi Richard, sürekli zorbalıkları ile cehenneme çevirmişti Drew’un çocukluğu ve gençliğini. – Hala da karısıyla birlikte devam ediyorlardı sistematik psikolojik işkencelerine-. En kötüsü de, tüm bunlar olurken, annesinin Drew’u yalnız bırakması, hatta, O’nun da yapılanlara iştirak etmesiydi. Yaşadıklarını zorlukla da olsa geride bırakan Drew şimdi, ünlü bir şarkıcıydı. Ama, anne ve babasının sorunları nedeniyle kendisini ordan oraya savuran hayatının ipleri, Drew’u yarış atı gibi zorlayan menajeri Davis ve ekibindeydi. Kendi fikri sorulmadan ayarlanan ve riayet etmesi beklenen programlara uyması, etkinliklerde beklenen performansı göstermesi gerekiyordu. Şarkılarını bile seçmesine izin vermeyen bu yoğun konser, röportaj ve etkinlik temposunun arasında, eski erkek arkadaşı Joel ‘Six’ Bailey’le bir haftalık Hawai tatiline çıkıp ilişkilerine bir şans daha vermek için zaman ayırabilmişti. Ama, oraya gittiğinde Six ortada görünmediği gibi, tatile ailesinin de katılacağını öğrenmişti sürpriz bir şekilde. Bailey’lerin annesi Beth, bir yandan kanserle mücadele ederken, diğer yandan oğullarının mutluluğu için elinden geldiğince çabalıyordu. Babaları ise, karısını aleni bir şekilde aldatıyor, Six’i tümüyle yok sayıp, tüm ilgisini büyük oğlu Josh’a veriyordu. Ailenin büyük oğlu Josh, Somali’nin zor şartlarında gönüllü çalışan idealist bir doktordu. Drew’u varlığı ile tedirgin eden aile üyesi de Josh’tu. Çünkü, Josh ve Drew