Acı, üzüntü, keder ,pişmanlık, öfke bunları hissedecek takatim kalmamıştı. Düşünmek bile beni yoruyordu. Yorulmak da değil, anlamsızlık, yaşamak için ihtiyaç duyduğun ne varsa hepsinin kıymetsiz hale gelmesi. Kıymetsizlik de değil, kıymetsizlik bile bir anlama sahipti, bu daha da beterdi. Derin, depderin bitmek bilmeyen bir türlü içinden çıkamadığım o anlamsızlık kuyusunun içine hapsolmuştum.
Olan bitenin farkındaydım, arkadaşlarım etrafımdaydı, insanlar bana yardım etmek için çırpınıyorlardı. Ama umurumda bile değildi. Yemek yiyemiyordum, iğne ipliğe dönüşmüştüm. Vazgeçmiştim, her şeyden, herkesten, hepsinden... Kılımı kıpırdatamıyordum. Kıpırdatmak istemiyorum diye değil, kıpırdatamıyordum. Çünkü artık içimde yaşama isteği yoktu. Daha doğrusu artık hiçbir duygum yoktu. Acı, üzüntü, keder, pişmanlık, öfke bunları hissedecek takatim kalmamıştı. Düşünmek bile beni yoruyordu. Yorulmak da değil, anlamsızlık, yaşamak için ihtiyaç duyduğun ne varsa hepsinin kıymetsiz hale gelmesi. Kıymetsizlik de değil, kıymetsizlik bile bir anlama sahipti, bu daha da beterdi. Derin, depderin bitmek bilmeyen bir türlü içinden çıkamadığım o anlamsızlık kuyusunun içine hapsolmuştum.
Fiziksel hiçbir acı yok gibiydi ama vardı, hem de katmerlisi. Nasıl anlatsam, hayatın kendisi iç içe geçmiş felaketlerden oluşan devasa bir acıya dönüşmüştü. Bu acı o kadar yoğundu ki artık hiçbir şey hissedemiyordum. Sadece kocaman bir hiçlik.