a

Anekdot

2 üye
Takip
Fransızlar doktora imtihanına giren yabancı öğrencileri onurlandırmak ve hangi ülkeden olduklarını belli etmek üzere, o ülkenin bayrağını üniversitenin gönderine çekerlerdi. İmtihan bitince de indirirlerdi. O gün göndere Türk bayrağı çekilmişti. Nurettin Sorbonne'da, devlet doktorası yapan ilk Türk öğrencisiydi. Hazırladığı doktora tezi, yılın en başarılı tezleri arasında birinci seçilmişti. Üniversitenin geleneklerine göre, birinci gelene ödül verilirdi. Yetkili profesör, kendisine nasıl bir ödül istediğini sordu: - Sizi tebrik ediyoruz. Alacağınız ödülün tercih hakkını da size bırakıyoruz, dedi. Nurettin, - Nasıl yani? diye sordu. Profesör de, Mösyö, bir altın saat mi, yoksa Amerika'ya veya Kuzey ülkelerine bir seyahat mi istersiniz? Siz hangisini tercih ederseniz, onu alacaksınız, dedi. Bu teklif üzerine Nurettin, kendinden emin ve gayet kararlı bir şekilde, - Bunların hiçbirini istemiyorum. Sadece gönderdeki Türk bayrağının akşama kadar orada kalmasını istiyorum, dedi. İsteği yerine getirildi: Bayrak akşama kadar orada dalgalandı, durdu...
Anekdot
İsmail Hoca para konusunda çok değişik bir bakış açısına sahip. İnsanlar imrenmesin, kimse gıpta etmesin diye ne arabasını değiştirir, ne üstüne başına sürekli yeni kıyafetler alır. Aldığı gömleğin aynısından birkaç tane birden alır mesela. Bu sayede insanlar onu çeşit çeşit giyinirken göremez. Ama bir şey satan adama sırf destek olsun diye, ihtiyacı olmasa bile, kilolarca alır. Hocam neden bu kadar çok aldınız diye sorunca da: "E ne olacak, verecek birilerini buluruz nasılsa. Şimdi bunları satan adam ne kadar memnun, düşünsene," der.
Anekdot
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İKİ NEHRİN BULUŞMASI
Hoca'nın hayranlarından Yurdakul Dağoğlu, Necip Fazıl Bey ile Hoca'nın arasında 'Ruhçu Sosyalizm' meselesi yüzünden meydana gelen soğukluğu gidermek ve bu iki büyüğün arasını bulup barıştırmak niyeti ile şöyle bir plan kurgular: Bir öğle üzeri ziyaretinde Yurdakul, Hoca'nın kulağına eğilip şunu söyler: Hocam, Necip Fazıl Bey, ziyaretinize gelmek istiyor, ama çekiniyor. Acaba gitsem beni kabul eder mi? diyor. Hoca da, Kabul eder mi ne demek? O nasıl söz? Memnun olurum, buyursun, baş üstünde yeri var, diye karşılık verir. Bunun üzerine Yurdakul, hemen harekete geçer. Kaplumbağa cinsinden kırmızı renkli bir Wolsvageni vardı. Arabaya bindiği gibi yarım saat bile geçmeden Necip Fazıl Bey'in Kadıköy Kızıltoprak'taki evine gelir, izin alıp içeri girer ve ona durumu şöyle arz eder: -Üstat, ben şimdi hastaneden Nurettin Beyi ziyaretten geliyorum, Biliyorsunuz, hastalığı son safhada, sizden bahsetti. Ziyaretime herkes geldi, Necip Fazıl Bey gelmedi. Acaba hastalığımdan haberi yok mu? Olsa gelirdi, diyor. Merak ediyor ve sizi bekliyor. Ne dersiniz? -Ne diyeceğim, Nurettin yiğit çocuktur, ziyaretine gitmemiz lâzım. Ama nasıl ve ne zaman? -Üstat, bendeniz arabayla geldim, araba emrinizde. Bir mani yoksa, isterseniz hemen şimdi gidebiliriz. -Öyleyse bekle, giyineyim ve gidelim. O yıllarda İstanbul'da böylesine yoğun bir trafik yoktu. Aksaray'dan Kadıköy'e taksi dolmuşlar yirmi dakikada harıl haril yolcu taşırlardı. Üstat Necip Fazıl ile Yurdakul, hasta odasına birlikte giriyorlar. Hocanın yatağı kapıya karşıydı. İçeri giren doğruca hasta ile yüz yüze gelirdi. Necip Fazıl, içeri girer girmez, oradaki herkesin duyacağı bir sesle; -Nurettin, sen yiğit çocuksun! Bir ömür boyu ruhunun çektiği ıstırabın yanında bedenin çektiği bu acı ne ki? Allah demenin yasak olduğu bir devirde,
Anekdot
Bir Hoca İki Öğüt
İki çocuk annesi olarak çocuklarımın eğitimi ve gelişimi için birçok kaygıyı ve yetersizlik hissini beraberinde taşıdığım bir dönemde Hoca'nın bize iki önemli öğüdü olmuştur. Birincisi evlatlarımızla ilgili özen göstermemiz gereken en önemli şeyin onların gittiği okullar, alması gereken ek kurslar, katıldıkları faaliyetler değil ahlaki ve ilkesel tutumlarını kontrol etmek olduğu: "Çocuklarınız okulda zaman zaman başarısız olabilir, bazı derslerini yapamayabilir, müdahale etmeyebilirsiniz, ki ben çocuklarımın okullarına meslek seçimlerine hiç karışmadım, bunlar zamanla kendi yolunu bulur, fakat çocuğunuz yalan söylüyorsa, merhamet ve adalet duygusu taşımıyorsa ona orada o an müdahale etmelisiniz, bu alışkanlıkları ileride düzeltmek çok zordur. Doğru ve dürüst bir insan ise hangi mesleği yaparsa yapsın zaten başarılı olur." İkinci öğüdü ise yine evlatlarımıza hep bahtlarının açık olması için dua etmemizdir. En kötü durumlarda bile bahtı açık bir çocuğun onu o zorluktan çıkaracak iyilikte birine denk gelebilmesinin duasıdır bu.
Aktaran: Esra Muhacir·Kitabı okudu
Anekdot

Anekdot Konusuna Benzer öneriler

Felsefe ve Düşünce1.048 üye · 67 yeni gönderi
Takip
1000Kitap67,1bin üye · 4.745 yeni gönderi
Takip
Film3.155 üye · 44 yeni gönderi
Takip
Dündar Taşer, "Halk ve aydın zıtlığı" hakkında yaptığı değerlendirmede ise; "Sağlam kalan, ölçülerini kaybetmemiş olan halktır. Millî ölçülerini yitirmiş bulunan bizim aydın bunu anlamıyor. Halka karşı medeniyet havariliği yapıyor." demiştir. Dündar Taşer, aydın ve halk arasındaki idrâk farkını anlatmak için de şu mîsâli vermiştir: "Benim bir kumandanım vardı. Çok iyi ve sevimli bir albaydı. Bir gün Türkmenler, benim bu komutanımı çadırlarına davet etmişler. Çadırlarına teşrif eden Albay'a hemen bir koyun pişirmişler ve büyük bir tepsi pilavın üzerinde baş-kuyruk olduğu hâlde huzuruna getirmişler. Türkmen âdetinde büyük ve hatırlı misâfire baş ve kuyruk ikram edilir. Bu hareket 'Baştan ayağa kadar bütün varlığımla hizmetinize hazırım' demektir. Târihlerde de yazılı bir anânedir bu... Bizim albay tabii aldığı eğitim sebebiyle medeniyet havarisi... 'Bu nedir, bu devirde böyle bir şey olur mu? Bana tabak getirin bu yağlı kuyruğu da kaldırın, etten bir parça koyup getirin!' demiş... Bizim Türkmenler çok kızmışlar ama misâfirdir diye bir şey dememişler... Albay tabaktaki yemeği yedikten sonra; 'Yemek böyle yenir. Niçin tabak kullanmıyorsunuz? Hep bir arada yemek doğru değildir.' demiş mikroptan, hijyenden falan bahsetmiş... Aşiret Reisi; "Efendi, biz sizi tanımayız. Dündar Bey bizdendir, ona hürmet ederiz. Sana da onun kumandanısın diye ikramda bulunduk. "Efendi!" der "Biz yemeği birlikte yeriz. Köpeklere ise ayrı kaplarda yemek veririz. Onlar kemik için hırlaşırlar ve kavga ederler. İnsanlar öyle değildir..." meâlinde sözler söylemiş. O subayın huzuruna çıkarılan bin senelik medeniyet ve tarihti. Ama aydın geçinenler bunu anlamıyor, anlayamıyor. Sonra Albay beni gördü ve; "Ne dik kafalı, ne inatçı hemşehrilerin var!' dedi. Öyledir diye geçiştirdim. Zaten Türkmen
Anekdot