"TİLKİ GÜNLÜĞÜ"NÜ NASIL ANLAMALIYIZ?Aklıma komik bir şey geldi. 90'larda emniyette "İslâmla Mücadele Masası"na Fetocular bakardı. Her gözaltına aldıklarına şunu sorarlardı:
Tilki Günlüğü nedir? Nasıl anlamalıyız?
Bir odaya alıp önüne kâğıt kalem koyarlardı, "şuraya yaz" derlerdi. Bana da dediler. Ben de yazdım:
Ol mâhîler ki derya içredirler, tanımazlar deryayı. Biz de öyle, okuruz ama bilmeyiz.
Gelip bir fasıl da bunun üstüne geçtiler, onlarla dalga geçiyormuşum diye. Halbüse doğruydu yâni; ne dalga geçicem?
Çoktur Tilki Günlüğü'nün hikâyesi. JİTEM adam kaçırıp sorgulamıştır, "Tilki Günlüğü'nü anlat" diye. Özellikle yabancı servisler çok üzerinde dururlardı. Tilki Günlüğü'nü anlarlarsa olacakları önleyebileceklerini düşünürlerdi. Bir romanın, edebiyat çevrelerinin değil de istihbarat çevrelerinin dikkatini çekmesinin sanat tarihine geçecek ilk örneğidir Tilki Günlüğü.
Bundan daha hayret verici yönü de, okuyucusunu adeta romanın içine davet eden, ona içinde bulunduğu şartları kavrayamaz hale getiren, ona "egoloji-ben bilgisi" veren bambaşka bir eser olmasıdır.
Salih Mirzabeyoğlu, o yayınlanmadan önceki Nokta dergisi röportajında, onun hakkında şöyle demiştir:
- İçinde bulunduğumuz yüzyılın bir nevi topoğrafya haritası.
Zamanın resmi. Ruhun resmi. Anlatılmaz yaşanır bir deneyim.
-
Selim Gürselgil, x.com/gurselgil, 21 Aralık 2025- Anlatılmaz