Arabistan ve Irak çöllerinde yarı bağımsız şeyhlikler ve emirlikler olduğunu bilirsiniz. Bunlar, oturulan toprakla deniz arasındaki boşlukta hüküm süren devlet taslaklarıdır. Şeyh ve emirlere denizden İngiliz altını ve karadan Osmanlı altını gider. Gelir kaynaklarından biri de, gazve diye dinleştirilmiş baskın ve yağmalardır...
Bana öyle geliyor ki, bizim memleketimizde, hatta Türklerin en münevver geçinenleri arasında bile, Arap meselesinin mahiyeti ile onu idare edenlerin emellerinin ne olduğunu bilen pek az kimseler vardır.
Sayfa 70 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Ben zabit arkadaşlara açtığım yeni muhasebelerimde Fransa Büyük İnkılabı'ndan [Fransız İhtilali'nden] sonra artık milliyetçilik cereyanının her tarafa kök saldığını ve Osmanlı camiasında Hristiyanların çoktan bu mefkûreyi benimsediklerini, Arapların da Türkleri katiyen sevmediklerini küçük yaşımdan beri gördüğüm misalleriyle (Arabistan'da Türklere "Nasranî-Gâvur" dediklerini ve düşmanlık güttüklerini bizzat görmüştüm) anlattım.
Tesuk’ta yaşayan Mirza Abdul Latif tarafından Arapçadan Farsçaya en zarif, en açık ve halkın anlayabileceği bir dille çevrilen “Binbir Gece Masallar'nı can sıkıntısından defalarca okuduktan sonra bana şöyle dediğini anımsıyor musun: “Bu kitabın Arap yazarına şaşıyorum: Bu kadar yalanı, bu kadar uydurma şeyi nereden bulmuş?” Şimdi ben de sana diyorum ki: Şaşma; yalana inanmak bakımından, söylence ve masalların çokluğu bakımından dünyada hiçbir ulus Araplarla boy ölçüşemez. Arapların bu yönde kendilerine özgü bir yetenekleri vardır.