Beyaz yaşmağının altında yere bakan iki göktü babaannemin mavi gözleri.
Bulutları başında gezdirircesine başında kümelenen o beyazlığın huzurlu gölgesinde, gözlerimiz kavuştuğu zaman kendimi yeryüzü sanırdım.
"It's the law of compensation, Maya. If it's your destiny to be born blind, you're not forced to sit in the subway playing the flute; you could develop your nose and turn out to be a wine taster." That's one of my grandmother's typical examples.
"Bu bir tazminat kanunu, Maya. Eğer kaderin kör doğmaksa, metroda oturup flüt çalmak zorunda değilsin; burnunu geliştirip şarap tadımcısı olabilirsin." Bu büyükannemin tipik örneklerinden biri.
Seni en son ne zaman gördüm hatırlamıyorum bile. Kalbi güzel, kendi güzel, beyaz örtülü, sessiz babaannem benim. Ölsede kurtulsa hastalıktan dedim ama içten içe ölmeni hiç istemedim. Özür dilerim...🥀