O zaman, bu sömürü ve baskının, insan toplumunun gerçek varlığında mutlak olarak mevcut gerekliliklerinden zorunlu bir biçimde kaynaklandığı sonucuna mı varacağız? Bu örnekler bir tek şeyi gösterir: Tanrı'yı savunma şampiyonlarının ileri sürdüğü kanıt, aslında hiçbir şeyi kanıtlamamaktadır.
Bilimsel akademiler için geçerli olan bu gerçek, evrensel oy hakkı aracılığıyla seçilmiş olanlar dahil, tüm kurucu ve yasamacı meclisler için de geçerlidir. Bu son durumda, söz edilen meclislerin bileşimlerini yenileyebilecekleri doğrudur; ama bu, birkaç yıl içinde bunların bünyesinde, yasal olarak değilse de fiili olarak, ayrıcalıklı, kendilerini münhasıran kamu işlerinin yönetimine adamış, nihayet bir tür siyasal aristokrasi ya da oligarşi oluşturan bir siyasetçiler grubunun oluşmasına engel teşkil etmez... Sonuç olarak, ne bir dışsal yasama ne de bir otorite olmalıdır -bu mesele söz konusu olduğunda, biri diğerinden ayrılmaz ve her ikisi birden toplumun köleliğine ve yasamacıların kendilerinin de bozulup çürümelerine yol açar.