Hacı Bektaş Veli ve Bektaşiliğe gelince:
(Kronolojik-zaman sırasına bağlı) olmasına çalıştığımız bu eserde, Hacı Bektaş Veli’yi Şeyh Bedreddin’den sonraya bırakışımız, onun sonradan bozulan, küfre dek giden ve ilk devrede Doğru Yolun dosdoğru bir yönü olmak şiârını sımsıkı muhafaza eden bir ocak olmasından... Sonradan bozuldu ve bir mezhep değil de korkunç bir meşrep ve bozguncu bir mektep halinde, bir zamanlar dünyanın en idealist ve ideal ordusu olarak yoğurduğu Yeniçeriyle bir hizada fesada gitti. Yeniçeri «şeriat isterük!» diye şeriatı zedelerken, Hacı Bektaş Veli Hazretlerinden birkaç batın sonra Bektaşîlik, müthiş bir şüphe dehası, inkâr esprisi, hafife ve alaya alma sanatı ve «mum söndü» nefsâniliği yolundan saf imanı tahrip ede ede yakın tarihlere kadar geldi. Hacı Bektaş Veli’nin kurup da ayinlerini sonradan Balım Sultan isimli bir dervişin tertiplediği Alevîliğe kaçan bu tarikat hakkında toplu hüküm, onun bir nevi İslâm Masonluğu müessesesi halinde gizli (rit-hususi merasim) ölçüleriyle boş ruhları avlayıcı bir tahrip ocağına döndürülmüş olmasıdır. Bir mezhep olmaktan kaçınan, belki şuurla kaçan Bektaşilik, bir ruh haleti tavriyle, şeriat sevgisini asırlarca örselemekte büyük rol sahibidir. Bu mevzuda söylenebilecek en tesirli sözü,
Asrımızın büyük kutbu, Abdülhakîm Arvasi hazretlerine bırakıyoruz:
– «Mevlevinin gururu, Bektaşinin de küfrü olmasaydı!..»