(...) üzerinden çok yıllar geçti, benim için artık kentten ve kent hayatından aniden duymaya başladığım tiksinti, tramvayların geliş gidişlerindeki dakiklikten, birçok şeyin kurallara bağlı olmasından, sözcükleri gereksiz kılan, laboratuvarda ve klinikte çalışmayı dilsizleştiren, hastaların hastaneye yatırılışını dilsizleştiren, neredeyse tüm sağlık bakımını _buna bakım denebilirse tabii_ ve hastalıkla mücadele mekanizmasını dilsizleştiren, benim anlaşmak için kullandığım, bizim anlaşmak için kullandığımız dili dilsizleştiren, geçmişte olduğu gibi şu anda da olup biten her şeyin hedefini _ancak artık o hedefe ulaşma gayretim yok_ içinde taşıyan sonsuzluk kadar dilsizleştiren bu yasallıktan duyduğum tiksinti, artık uzak bir anıdan ibaret.