Birinci ve ikinci savaş arası dönemde Dokku, yeni bir savaşa hazırlanmıştı. Harsenoy'da eğitim kampı kurmuş, silah pazarlarından silah ve cephane almış, uçurumlarda kalmış eski Rus askeri araçlarını çıkarıp tamir etmiş, havan toplarını biriktirmiş, ganimet olarak alınan BTR'leri modernleştirmiş ve üstüne ek olarak DŞK makineli tüfekleri koymuştu.
Kafirlerin orduları Çeçenya'ya girdikten sonra Ebu Osman, Groznide mevzilendi ve şehre saldıran kafirlere karşı o pozisyonu korudu. Ancak Grozni'den çıkışta ağır şekilde yaralandı. Büyük patlama onun başını yarmış, çenesini parça parça etmiş ve yüzündeki derisini koparmıştı. Fakat ambulans yardımı olmamasına, yaraların irinlemesine ve irinin çıkarılması için kafatasının delmesine rağmen O, yine de sağ kaldı. Muhakkak ki bu, Allah (s.w.t)'in bir mucizesiydi ve Allah (swt) O'na cihadda yıllar boyu kalmayı nasip etti.
Ve bugün vücudunda pek çok yara izi olan, mermiyle patlayan çenesi ve dişleri bile suni olan, sağlam yürümekten engelli, zedelenmiş bir ayağı olan bu yaralı şahsiyete bakarak bizler pek çok şey anlıyoruz...
O'nun yerine başka birisi olsaydı muhtemelen yaralarını bahane ederek cihadı terk ederdi. Fakat Ebu Osman, bu durumda senelerce kaldı. Hastayken, yaralıyken, kışın soğuk ve açlık anlarında, kesintisiz savaşlarda ve düşmanın O'na karşı hazırladığı özel operasyonlarda... O, hala evlerinde oturup sükunetlerinin, hanımlarının, yeme ve içmelerinin tadını çıkaran ve cihada çıkmayan sağlam ve güçlüler için tıpkı dilsiz bir sitem gibi kalıyor. Çünkü Allah'ın katında onların bu amelsizliklerinin bir özrü yoktur. Lakin Ebu Osman'ın vardır. O, sağlık sebeplerinden dolayı cihadı terk edebilirdi. Lakin cihadı terk etmek aklına bile gelmedi...
Bunun neticesi olarak Allah (s.v.t)'in vaad ettiği şey, ayetle sabittir: «Allah