"Yemâme Savaşı'nda ilk yaralanan Ebů Akil idi. Omuzlarıyla kalbi arasına ok isabet etmişti. Yaralı hâlde yere düştü. Ok çıkarıldı. Sol tarafı aldığı yara sebebiyle tutmuyordu. Bu hadise daha sabahleyin olmuştu. Daha sonra karargaha götürüldü. Savaş iyice şiddetlenince ki Müslimler hezimete uğramışlar, eşyalarını bırakıp geri çekilmişlerdi. Ebû Akil ise çok ızdırap çekiyordu.
Ma'n ibni Adi'nin Ensårʼa şöyle seslendiğini duydu: 'Allah'ı hatırlayın, Allah'ı hatırlayın ve düşmana bir daha saldırın!' Ma'n düşmana saldırmak için acele ediyor ve Ensår'a, 'Bu tarafa gelin, bu tarafa gelin!' diye sesleniyordu. Nihayet Ensår teker teker ayrılıp oraya toplandılar.
Abdullah ibni Ömer () diyor ki: 'Ebû Akîl, kavminin yanına gitmek için yerinden kalktı. Ben, 'Ey Ebû Akil, ne yapmak istiyorsun? Sen savaşamazsın!' dedim. O ise, 'Münâdî benim ismimi söyledi.' dedi. Ben de, 'O Ensår'ı çağırıyor, yaralıları değil. dedim. O ise, 'Ben de Ensår'danım ve sürünerek de olsa gideceğim' dedi. Sonra kendini topladı kılıcını sağ eline aldı ve 'Ey Ensår! Huneyn Savaşı'ndaki gibi bir daha hücum edin!" diye nida etmeye başladı. Bütün Ensår toplandı. Düşmana karşı, diğer Müslimlerden daha büyük bir şecaatle hücuma geçtiler ve düşmanı bahçeye sıkıştırdılar. Orada birbirlerine girdiler. Ve korkunç bir kılıç savaşı oldu. Ebû Akil'e baktım. Yaralı olan kolu omuzundan kopup yere düşmüştü. On dört yara daha almıştı ki hepsi de öldürücüydü. Sonunda Allah'ın düşmanı Museyleme öldürüldü.
Savaş bitince Ebû Akil'in yanına vardım, son nefesini vermek üzereydi. 'Ey Ebû Akil!' dedim. Kendini zorlayarak, 'Söyle savaşı kim kazandı?" dedi. Ben de, 'Müjde!' dedim. Ve sesimi yükselterek Allah'ın düşmanının öldürüldüğünü söyledim. Allah'a hamdederek parmağını semaya doğru kaldırdı ve son nefesini verdi.
Savaştan