Dede Korkut Hikâyeleri, Oğuz Türklerinin dünyaya bakışını, değerlerini, korkularını ve ideallerini destansı ama bir o kadar da insani bir dille anlatıyor. Her hikâye, bireysel bir kahramanlık anlatısı gibi görünse de aslında toplumsal bir öğreti taşıyor.
Merkezde hep aynı kavramlar var:
Aile, soy, sadakat, cesaret, sözün ağırlığı, adalet ve inanç.
Ama bunlar kuru öğütler halinde değil; kanla, gözyaşıyla, dua ve toylarla örülmüş bir hayatın içinden geliyor.
Dede Korkut Kimdir?
Benim için Dede Korkut, yalnızca hikâyeleri anlatan bir ozan değil;
– toplumun vicdanı,
– bilgesi,
– dua eden yaşlısı,
– ad koyan rehberi.
Hikâyelerin sonunda ortaya çıkıp dua etmesi, bana sözün ve niyetin kaderle ilişkisini hatırlatıyor. Çünkü burada isimler bile rastgele verilmez; isim, bir olgunluğun sonucudur.
Hikâyelerin Ortak Ruhu
Hikâyelerde kahramanlar yenilmez değildir.
Yanılırlar, gurura kapılırlar, esir düşerler.
Ama asıl değerli olan, düşüp yeniden ayağa kalkabilmeleridir.
Özellikle baba–oğul ilişkileri, anne figürleri ve eşlerin sadakati dikkat çekicidir. Kadınlar edilgen değildir; aksine akıl veren, savaşan, yol gösteren bir yerde dururlar. Bu yönüyle eser, çoğu zaman sanıldığından daha ilerici bir yapı sunar.
Dil ve Anlatım
İnsan kaygısı yedi türlüdür: Korkaklık, içki, ev düzenini bozan metres, cahillik, Tanrıyı unutup servet peşinde koşmak, hain olmak, elinden iş gelmemek. İnsanın mutlulukları ise şunlardır: sağlık, sevgi, iyi eş, sıra dolusu çoluk çocuk, okuma yazma öğrenmek, elinden iş gelmek, ana vatan.