"Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu."
Fettan Dilbere sunulan başlar.. Bir çağın romanı..
İki Şehrin Hikayesi.. Bu iki şehrimiz Paris ve Londradır. 17. yüzyılın sonlarına doğru halk sefillikten ot yerken, din adamları rahat içinde ve soylusuysa şarabın bolluğundan usanırken halk direnişe geçmiş ve monarşiyi yıkmak için bir devrim başlatmıştır. Bu devrim Fransız Devrimidir ve dolayısıyla kitap bunu konu aldığından tarihi bir roman diyebiliriz.
Fransız İhtilali öncesi halk -daha doğrusu halka açlık ve sefalet içinde yaşayan ,ezilen , sömürülen, acımasızca öldürülen kesim diyebiliriz- devrim sonrasında soyluların yerini almıştır. Halk monarşiyi yıkmak için Cumhuriyet adı altında bir sloganla baş kaldırmıştır. "ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK, KARDEŞLİK YA DA ÖLÜM." Milliyetçilik düşüncesiyle halk soylularla eşit bir konuma gelmek istemiş ve düşüncelerini özgürce ifade etmek için başkaldırmıştır. Ve böylece soylular giyotin cezasına çarptırılarak öldürülmüştür. Bozulmuş bir adalet yapısının ne gibi sonuçlara yol açtığını incelemenin devamında gelin görelim:
Kitabın en acımasız kısmı halkın gözünü nefret bürümüş olması ve tüm çareyi giyotinde bulmalarıdır. Halk, kana susamış ve giyotine özel isimler bile vermiştir. Bakınız kitapta geçenler bunlar: Küçük Azize Giyotin, Milli Tıraş-bazı yayınlarda Milli Ustura olarak da geçmekte- ve Fettan Dilber...
Ayrıca giyotin cezasına çarptırılanlar sadece bolluk içinde yaşayan din adamları, aristokratlar veya üst kesimler değil, ayrıca soylu kategorisine giren kadınlar ve çocuklar da var. Dolayısıyla ayrım gözetmeden insanlar manavdan