Öte tarafta İngiliz kızlarına da devamı bir aya varmış ve bu bir ayda verdiği dört dersle kozlara yalnız “elif,be” gibi harfleri değil, “elif,elif,be,be…” gibi harflerin birleşme kurallarını da belletmiş ve bunların hangisinin kelimenin ortasına, hangisinin sağa ve sola geleceğini anlatmıştı. Daha sonra “elif, vav, he, ye” harflerinin Türkçe harf-i med(Arapçada belli şartlarda kendinden önceki harfin sesini uzatır vav, ye ve elif harflerinden her biri), zamme(Arap ve Osmanlı alfabesinde üstüne konduğu sessiz harfi u,ü sesiyle okutan hareke, ötre), fetha(Arap ve Osmanlı alfabesinde üstüne konduğu sessiz harfi kısa a veya e sesiyle okutan hareke, üstün.), ve kesre(Arap ve Osmanlı alfabesinde altına konduğu sessiz harfi ı ve i sesiyle okutan hareke, esre) işaretlerinin de hareke(Arap ve Osmanlı alfabesinde harflerin nasıl seslendirileceğinş göstermek için üzerlerine veya altlarına konan üstün, esre, ve ötre işaretlerinden her biri) olduklarını ve bunların görevlerini anlatarak “baba, kuzu, küpe, tuti” gibi kelimeleri yazdırmaya dahi başlamıştı. …..
Şimdi bu akıntıyı okuyunca ne anladınız ? Hiç bir şey değil mi? Bir de bunları birinci sınıfa giden çocuklara anlattığımızı düşünün ? Atatürk’ün günümüzde kullandığımız latin alfabesi ile okumayı ne kadar kolaylaştırdığı anlaşılabilir sanırım. Bazı yobazların dediği gibi alfabe değişerek bir gecede cahil kalmadık. Tam tersine gelecek nesillerin de cahil kalmasını engelledik. Söyledikleri dönemde okuma yazma oranı yüzde beş bile değildi. Eski dilde eserleri okuyamaz hale de gelmedik hala o dili okuyan insanlar var ve gerektiğinde onları yeni dile çevirmek çok da kolay . Mesele alfabe değil, mesele devrimlere karşı olmak.