Yani boz enik korkuyu yapan şeyin ne olduğunu bilmiyor ama korku nedir, biliyordu.
Büyük olasılıkla bunu da hayatın sınırlarından biri olarak kabul etmişti. Bu tür sınırlar olduğunu öğrenmişti artık. Açlığı biliyordu mesela ve karnını doyuramayınca o sınırı hissetmişti.
Sert bir sınır olarak mağaranın duvarı, annesinin burnuyla sertçe dürtüklemesi, yine onun pençesiyle vurup kendisini yere sermesi ve birkaç kez yaşadığı açlık dönemlerinde bir türlü doyuramadığı karnı, dünyada sonsuz özgürlük diye bir şeyin olmadığını, hayatın bazı kısıtlamaları ve sınırları olduğu duygusunu yerleştirmişti ona.
Bu sınırlar ve kısıtlamalar, yasalardı.
Yasalara uymak, acıdan uzak olmayı sağlar ve mutluluk getirirdi.
Küçük enik bu konuya insanlardaki gibi bir mantıkla yaklaşmadı.
Tek yaptığı, acı veren şeyler ile acı vermeyen şeyleri sınıflamaktı.
Böylesi bir sınıflama yaptıktan sonra hayatın tadını çıkarıp ödüllerini toplamak için acı verip canını yakan şeylerden, engellerden ve kısıtlamalardan kaçtı.