“Çocuklar doğduğu zaman onlara isim verme hakkına sahibiz ama bunun ötesinde hak talep edemeyiz. Çocuklar ailemizin bir üyesi ama bize ait değiller. Korku-kaygı kültürü ailesi çocukların kendilerine ait olduğunu sanır ve onları utanınca boğarak yetiştirir. Sağlıklı aile bunu yapmaz, sağlıklı ailede çocuğun kendine özgü bir mahiyetinin bulunması gerektiği kabul edilir ve çocuk geliştikçe bu alanın sınırları gelişir.”
Çocuğumuzun en güçlü tanıdığı olduğumuzun bilincinde olabilmek, çocuğumuzu yetiştirirken destekleyici, yol gösterici olmamız gerektiğini, çocuğumuza sorunları olduğunda kolayca sohbet ederek doğruyu ve iyiyi açıkça sunabilmeli, bunu yaparken zorlayıcı olmamamız gerektiğini her bölümünde bizlere anlatan bi’ kitap.
Okurken kendime bol bol notlar aldığım, geçmişimi ve nasıl bi aileden geldiğimi sürekli düşündüren, ebeveynlik sürecinde kendimin ve bebeğimin farkında olarak, eleştiren değil geliştiren bi ebeveyn olmam gerektiğini anlamamı sağlayan bi’kitap.
Kitabın son sayfalarında anlatılan aile toplantısı fikrini kesinlikle hayatıma dahil edeceğim.
Anne-babalarımızda reddettiğimiz duygular, özellikler ve davranışlar kuvvetle muhtemel bizim içimizde yaşayacaktır.
Bu bizim onları farkında olmadan sevme biçimimizdir, onları yaşamlarımıza geri getirme yolumuzdur..
Ebeveynlerimizi reddettiğimizde, onlara benzediğimiz açıları da göremeyiz.
Davranışlar içimizde reddedilmiş halde kalır ve sıklıkla çevremizdeki insanlara yansırlar.
Buna karşılık, reddettiğimiz davranışlara sahip arkadaşları, sevgilileri veya iş arkadaşlarını hayatımıza çekeriz.
Böylece bu dinamiği fark etmemiz ve iyileştirmemiz için bize sayısız fırsat sağlar..
çocuk genellikle ebeveynlerden birine görünür şekilde, diğerine ise gizlice bağlı olacaktır.
çocuk bir ebeveynde olumsuz olarak yargılanan özelliği benimseyerek veya taklit ederek reddedilen veya kötülenen ebeveyn ile gizli bir bağ oluşturabilir..
Eğer hayatı tamamen kucaklamak ve neşeyi deneyimlemek istiyorsak, tamamen derin ve tatmin edici ilişkiler istiyorsak, sağlıklı olmayı arzu ediyorsak, tam kapasitemizi kullandığımız bir yaşam istiyorsak; içimizde kırgınlık hissi olmadan, ilk olarak ebeveynlerimizle bozuk olan ilişkilerimizi onarmamız gerekir..
Onlar hayatta veya ölmüş olsa da, onlardan uzak olsak da veya ilişkimiz dostça da olsa; anne-babalarımız ve yaşadıkları veya kalıtsal travmaları tedavimiz için bir anahtar barındırır..
Bozuk ilişkiler genellikle aile geçmişimizdeki acı verici olaylardan kaynaklanır ve biz yargılayıcı zihinlerimizi serbest bırakıp, gizli saklı kalbimizi açıp, anne-babamıza ve aile bireylerine merhamet ışığıyla bakıp cesaretimizi toplayana kadar nesiller boyunca tekrarlanabilirler. Ancak bu şekilde yaşamımızı bütünüyle kucaklamamızı engelleyen acıyı çözebiliriz..
Bir çocuk ebeveynlerden birinin yükünü bilerek veya bilmeden üstlendiğinde kendisine verilecek deneyim fırsatlarını kaçırıyor ve yaşamının ileri zamanlarında ilişkilerinde başkalarından almak konusunda zorluklar yaşayabiliyor.
Ebeveynlerimizin yüklerini taşıma veya paylaşma girişimimizle, aile acısını devam ettirmiş oluruz ve bizim için ve bizden sonraki nesiller için mevcut olan yaşam gücünün akışını engelleriz..
Ebeveyn-çocuk ilişkisinin bütünlüğünü korumamız ve saygı duymamız önemlidir..