İdeal, eşya ve hadiseler üzerinde kendi nakşını görmek isteyen bir fikrin belirttiği hasret, iştiyak, hayal ve plândır; ve ideolocya bir beyin ise, ideal de kalptir.
Küçük ve miskin fikre dayanan hiçbir arzu, heves, merak ve davranış ideal olamaz. Bir şeyin ideal olabilmesi için mutlaka toplum plânında, ulvî bir oluş ve erişe göz dikmesi lazımdır.
Her ideal bir gayedir; fakat her gaye ideal olamaz. Gayeler aşağılara düşebilir, idealler düşemez.
Meselâ, bir tüccarın milyoner olmak gibi bir gaye ve ihtirası, ideal değildir; fakat o tüccar, dava yoluna sarf edilebilecek bir servet fikrine sahipse, ideal sahibidir.
Anlıyorsun değil mi?..
Bir ideolocya manzumesine bağlı olmayan, geleceği konusunda bir fikir sahibi bulunmayan, ne getireceğinin hesabı verilmeyen bir sanayileşme hevesi, ideal belirtmeyen, heveskâr bir gayeden öteye mânâ ifade etmez.
“Allah yoktur” diyen ve müsbet ilmi putlaştıran kafa karşısında, Allah’ı (hâşâ) ispat etmeye kalkan, ispata mevzu olanın Allah olamayacağını, Allah’ın mahlûkuna tasdik ettirilemeyeceğini anlamayan, üstelik müsbet ilimden delil getiren kafa, nasıl materyalist kafaya karşı oluşta bile o kafa yapısının doneleriyle onun mahkûmluğunu yaşıyorsa; İslâmî davanın ilerleyişini getire getire ağır sanayi tekerlemesine tahsis eden kafa da, karşı oldukları yanında mahkûm olduğunu gösteren kafadır.
Ama kahramanlık heveslisi Don Kişot, nasıl göründüğünü bilmiyor ki!
Sana, getirdiği ile götürdüğü arasındaki hesabı yapılamayan hiçbir şeyin kabul görmeyeceğini söyledim.