f

Firar

1 üye
Takip
"o halde..."
"O halde hemen Allah'a firar edin." (Zâriyat, 50) Hâlâ, bu ayetin "o halde"sinin hakkını verebilmiş değilim. Belli ki bir ömür veremeyeceğim. Nasıl bir tasavvurum olmalı ki, kül eden bir yangından kaçar gibi, dehşetli bir fırtınadan sakin bir limana yanaşır gibi, yakıp kavuran bir çölden serin ve meyveli bir vahaya koşar gibi nefes nefese, gözlerimde tarifsiz bir sevinç ışıltısıyla "o halde"nin eşiğine geleyim? Kur'ân'ın bana dair söylediği ama benim farkında olmadığım halim ne ki, "çıkış şurada..." diye ardıma bile bakmadan koşmalıyım yangından kaçar gibi... Nasıl bir fırtınadayım da bilmiyor olmalıyım ki, "Kara göründü..." der gibi, "tam yol ileri" Allah'a yaklaşmak üzere küreklere asılmalıyım. Dudakları çatlamış, dili damağına yapışmış bir çöl yolcusunun, suya doğru sürüklenmesi gibi bu ayetin vahasının hayalini görmeliyim, serinliğinde uzun uzun dinlenmeliyim. Ayetin "firar" kelimesi çarpar insanı. Çünkü, firarın yönü yangından serinliğe doğrudur. Firariler hapisten özgürlüğe koşarlar. Firarlar savaştan barış yönünedir. Allah'tan uzak kaldığımız her yer, serinlik karşısında yangın, özgürlüğe karşılık tutsaklık, barışa karşılık savaş ve yıkım olmalı... Kalbimiz Allah'tan uzaklığı bir gün mutmain olarak böyle hissederse, "o halde"nin hakkını vereceğiz. "O halde ne duruyorsun, kaçsana Allah'a..." diyebileceğimiz denli özlenir olmalı secdeler.
Sayfa 217·Kitabı okudu
Firar
Anladım insanlardan geldiğini kederin; Uzak, herkesten uzak bir hayat süreceğim. Benim bu inzivama taarruz edenlerin, Yüzüne hakaretle, kinle tüküreceğim…
Sayfa 67·Kitabı okudu
Firar