İnsan sevdiğini kırmaz, derler. Ne tuhaf, hâlbuki bu çağda hiç kimse kırmakta tereddüt etmiyor. Aragon'un o şiirini anımsatıyor "severken kıranlar": "...ve kırar göğsüne bastırırken sevdiği şeyi"* Zannederiz kırmadan, kırılmadan yaşamak mümkün değil. Bu da bizim talihsizliğimiz.
Öyle ya, batmaktan korkmayan şilepler, uçmaktan korkmayan uçaklar, düşmekten korkmayan insanlar hep alıp başlarını bir hayale doğru gitti. Kalanların payınaysa, yalandan bir emniyet ve bolca ukde düşüyor şimdi.
Bütün ipler kopar, hem de bütün ipler. Onlara tutunanlar, palas pandıras yuvarlanıp düşer. Geriye tek kalan, üst üste atılmış beyhude düğümler. Kalplerdeki düğümler, akıllardaki düğümler, boğazlardaki düğümler,ellerdeki düğümler. Bir tek kendini alıp kendinden gitmeyi bilenler kurtulur o düğümlerden. Mesela gemiciler. Dünyanın düz bir tepsi değil, derin bir çukur degil, ölene dek sürecek garip bir macera olduğuna inanan, başı dumanlı, göğsü rüzgârlı gemiciler. Sonra binerler gemilerine ve ılık denizlere, sıcak limanlara, genis ufuklara doğru yol alır o gemiler.