Bazen bütün sesler aynı anda ağırlaşır; tanıdık yüzler birer gölgeye dönüşür. İçimde bir çığlık değil, usul usul yayılan bir suskunluk var; eşyaların, rutinlerin, küçük beklentilerin ağırlığı omuzlarıma çökerken, tek arzuladığım su gibi akıp gitmek...
Gitmek istiyorum ne çok uzağa ne de kaçacak kadar hızlı. Sadece, nefesimi yeniden ölçebileceğim, günün hangi anında olduğumu bilmeden güneşin veya yağmurun ritmiyle uyuyabileceğim bir yere. Telefonun titreşmediği, şehir ışıklarının gözüme çarpmadığı; gecenin ve sabahın, yalnızca kendi sınırlarını çizdiği bir yere.
Yanımda kimse olmasın diye değil, kendimle yalnız kalabilmek için. Kendi düşüncelerimi yakalayabilmek, eski yaraların sessizliğini dinleyebilmek, umutlarımla barışıp onları yeniden yerlerine koyabilmek için. Belki bir deniz kenarı, belki ağaçların arasından sızan hafif bir yol; neresi olduğu değil, orada kendime birkaç güne kadar merhamet gösterebilmem önemli.
Giderken ardımda kızgınlık, hesap, bekleyiş bırakmak istemem. Sadece bir bavul dolusu hafiflik, birkaç kitabın ağırlığı, ve yanımda taşımaya değer küçük bir umut yeter. Yolun sesine kulak vereceğim; lastiklerin ritmi, rüzgârın yapraklarla konuşması, tüm bunlar bana eski dünyadan yumuşak bir veda gibi gelir.
Alıp başımı gitmek istiyorum, hem herkesten hem her şeyden. Ne tanıdık sokaklar kalsın ardımda, ne de aynı sorularla yoran yüzler.
Uzak bir yere... Öyle bir uzaklık ki, ardıma dönüp baktığımda ne ses ulaşsın kulağıma, ne de gölge erişsin yüreğime.
Ve geri döndüğümde, aynı şehir olur belki ama ben değişirim: daha az yük, daha çok öz, daha sakin bir nefes. Gitmek bir kaçış değil, yeniden gelmek için alınmış bir izin olur.
13.09.2025 ~ İstanbul