Süfyân-ı Sevri (R.A.) : diyor ki: (Kişinin dindarlığı, ekmeğinin helâlliği nisbetindedir. Şu zamanda soflarında helâl ekmek bulunduran âileler cidden çok azalmıştır.)
Abdullah bin Abbas (R.A.): (Bir mü'min için helâlinden kazanmak, bir dağı diğer dağın yanına götürmekten daha güçtür.) demiştir.
Abdullah bin Abbas (R.A.) diyor ki: (Midesinde haram birşey bulunan kulun ibadetini Allah kabul buyurmaz.)
Seriyy-i Sekati ( R.A.) de diyor ki: (Kurtuluş üç şeydedir: 1-Hidayetin yolu, 2 - Takvanın kemali, 3 - Gıdanın helâli.)
Vüheyb binel - Verd (R.A.) de şöyle dermiş: (Karşısındaki şu direk gibi oluncaya kadar oruç tutup namaz kılsan, fakat midene giren rızkın helâl olup olmadığına dikkat etmesen, ibadetinin faydasını göremezsin.)
(172). Ey iman etmiş olan kimseler! Sizi rızıklandırmış olduğumuz şeylerin helâl ve lezzetli olanlarından yeyin ve (size verdiği bunca helâl rızıklara karşılık) Allâh’a şükredin! Eğer siz (Allâh’ın bütün nimetlerin sahibi olduğuna inanarak) ancak O’na ibadet etmekte olduysanız (, şükrü de O’na tahsis edin)!
Bir Müslüman nasıl beslenmeli? Bu soruyu uzun zamandır düşünüyorum ve vardığım nokta hep hayal kırıklığı. Her bir yanımızı çevreleyen hilenin içinde ayakta kalmaya çalışıyoruz adeta. Markete gidiyorum almak için elimi uzattığım her ürünü geri bırakıyorum. Pazara, manava gidiyorum mevsimi olmayan meyveler, sebzeler. Sonuç bomboş alışveriş sepeti. Olay bu kadar mı kötü, niye bu kadar karamsarsın diyeceksiniz ama ne yazık ki öyle. Organik bir şeyler almak için ya kırk takla atıyoruz ya da organik diye aldığımız şeylerin aslında organik olmadığını öğreniyoruz. Diyet ya da kilo vermek değil amaç helal, tayyib, sağlıklı beslenmek. Bilgi sahibi olmadan çıkılan her yolun sonu hüsran. Bu sebeple bu konuyu geniş çaplı araştırma kararı aldım ve bu kitap benim için bir girizgah oldu. Bir Müslüman nasıl beslenmeli, bununla ilgili temel bilgiler yer alıyor kitapta. Yazar verdiği bilgileri ayetlerle, hadislerle ve bazen de kimi bilim insanlarının araştırmalarıyla destekliyor. Verilen her bilginin kaynağının verilmesi de ayrı bir güven oluşturdu bende. Ayrıca araştırmam için de yeni kaynak oldular.
Doğal olan her şey çok güzel ama biz artık buna hasretiz. Dedelerimizin elinin altında olan şeyler için bizler servet döküyoruz. Onların hiç çaba sarfetmeden elde ettiği şeyleri bizler mumla arar olduk. Varlık için de yokluk çekiyoruz. Zenginlik var lakin bereket yok. Kıymet bilmedik ve şimdi kıymet bilmediklerimizin yerini dolduramıyoruz. Tek yol Sünnetullah!
Allah Resûlü'nün sünnetini öğrenmek ve hayata geçirmek zorundayız. İşte o zaman bunca hilenin içinde doğruyu bulup, doğru yaşayacağız.
Hz. Süleyman bir karıncaya senelik yiyecek miktarını sormuş. O da senede bir buğday tanesi yediğini söylemiş. Bunun üzerine Hz. Süleyman, rızkını ben üstleniyorum, diyerek karıncayı bir şişeye koydurmuş ve yanına da bir buğday tanesi bıraktırmış... Sonbahar kış ilkbahar yaz derken, sene geçmiş, Hz. Süleyman adamlarını gönderip şişeyi açtırmış. Ne görsünler? Karınca, buğday tanesinin ancak yarısını yemişmiş... Sormuş Hz. Süleyman: Hani senede bir buğday tanesi yiyordun, yarısı duruyor? Karınca şöyle cevap vermiş: Doğru, ben senede bir buğday tanesi yerim; ama benim rızık işim Allah'a aitti, benim yiyeceğimi yüce Allah veriyordu. Ben de ona güvenerek tanenin tamamını yiyordum; çünkü o kimseyi unutmaz, kimsenin rızkını ihmal etmez. Fakat sen beni buraya kapatıp rızık işimi üstlenince; dedim ki bu nihayetinde aciz bir kul dur, belki beni bu şişede unutur. Onun için yiyeceğimin yarısını yiyip, yarısını da seneye bıraktım.
Helal ekmek peşinde koşacaklar için bütün yeryüzü cennete ulaştıran yollardır. İster küçücük bir bostanda, ister binlerce dönümlük tarlalarda. İster denizlerde, ister ırmaklarda.