Hâsılı hikemiyat;
"En nihayet, İslâm büyüklerinin hikmetleri ışığında Batı tefekkürünü hesaba çekmek usulüyle, HİKEMİYYAT sahasının keyfiyet ve rolünü çerçeveleyebiliriz… Felsefe plânında büyük sentez için Hegel gibi muhteşem bir kafa şöyle der:
“Zamanın akışı içinde son felsefe, bütün önceki felsefelerin bir sonucu olup, hepsinin ilkelerini kendinde taşımak zorundadır.”
Bütün önceki düşüncelerin hepsinin ilkelerini kendi hakikatinde değerlendirecek düşünceler ise, ayrı ayrı uygunluk noktaları belirtirler, çünkü herkesin hakikati kendine… Yâni; hiçbiri “topyekûn zaman ve mekâna” şâmil bir bütünlüğe nisbetle zamanını bütünleyen değil, sanki “topyekûn zaman ve mekâna” şâmil bir bütünlük koymakta ve güya buna nisbetle öncekilerin hakikatlerini kapsamaktadır ki, kapsayamaz; çünkü “Mutlak” değil ve mutlak olmayınca da, herkesin bütünlük hakikati kendine… Diğer yandan; her sistemin, içinde bulunduğu çağın ihtiyaçlarına cevap zaruretinden doğuşu ve geçmişin hâlihazırda potansiyel olarak bulunuşu göz önünde tutulursa, böyle bir muhasebe ve murakabeye girememek, mensup olunan fikir adına peşin peşin keleşlik! [**]
Yâni: Felsefe tarihinin ilkeleri üzerinde bir İslâm düşüncesi, İslâm düşünce sistemi… İmâm-ı Gazalî‘den bu yana ilk defa, Müslümanların felsefe tartışmalarına katılımları da diyebilirsiniz; Müslümanca katılma yolu… Felsefeci olmadan, ama beşerî fikir macerasından da geri kalmadan!..