○Bir insan olarak hiçbir zaman bir kuş gibi kaygısız olamayız, lakin bir kuşun “ah keşke insan olsaydım” dediğini de hiç duymamışızdır. İşte, gökteki kuştan ve kırdaki zambaktan öğrenebileceğimiz ilk şey bu oluyor: bir şey dememek, sükut etmek! Fazla lafın, çenebazlığın endişeye götüren bir yol olduğunu söylüyor Kierkegaard.
○Velhasıl, zambak ve kuş sevinç üstadıdır. Ve tabii zambak ve kuş, tüm canlıların dert ve keder sahibi olduğu gibi, dert ve keder sahibidir de; tüm evren, arzuları hilafına tabi kılınmış oldukları faniliğin ağır yükü altında ah etmez mi? Her şey ama her şey faniliğe tabi kılınmıştır!
○Velhasıl, senin yokken var hale gelmiş olman, halen var olman, var olmak için gerekene "bugün"e sahip olman; yokken var hale gelmiş olman, insan haline gelmiş olman; görebiliyor olman, düşün bir, görebiliyor, duyabiliyor, koku, tat alabiliyor, hissedebiliyor olman; güneşin senin için parlıyor olması - senin rızan için; o yorulunca, ayın parlamaya başlaması, ve ardı sıra yıldızların yanması; kışın gelmesi tüm tabiatın kıyafet değiştirmesi, yabancı kılığına bürünmesi seni memnun etmek için.