Bu noktadan bakılınca, Mu'tezile öğretisinin esas itibariyle gayrimüslimlere yönelik bir entelektüel hareket olduğunu ve kelam ilmini tanımlarken kullanılan "akideyi savunma ve açıklama"nın da ancak bu husus dikkate alındığında anlamlı olduğunu söylemek mümkündür.
Tahsin Görgün- Hüsün-Kubuh Meslesi
İslâm düşünce geleneklerini, kendi içlerinde farklı ekolleri olmakla birlikte, kelâm, felsefe ve tasavvuf olarak üçlü bir tasnife tabi tutabiliriz. Her geleneğin kendine özgü Tanrı, varlık, bilgi ve insan tasavvuru olmakla birlikte bu tasavvurların esasında akıl-vahiy irtibâtının nasıl kurulması gerektiğine dair bir kavrayışı temsil ettiğini işaretlemek abartı olmayacaktır.Bu düşünce çabasının merkezinde, kelâmcıların varlığın mâhiyetini açıklamaya yönelik en temel teorilerinden biri yer alır: cevher-aʿrâz nazariyesi.Mütekaddim kelâmcılar, âlemdeki değişimi, hareketi ve sürekliliği anlamlandırmak için bu nazariyeyi geliştirmişlerdir. Onlara göre bilginin başlangıç noktası duyu tecrübesidir; duyular bize değişen şeyleri, yani “aʿrâzları” bildirir. Ancak değişen her şeyin bir taşıyıcısı olmalıdır; işte bu taşıyıcıya “cevher” denir. Böylece kelâmcı, duyudan akla, olgudan zorunluluğa doğru ilerleyen bir varlık anlayışı kurar. Bu anlayışta âlem, cevher ve aʿrâzlardan meydana gelir; değişim ve süreklilik, Allah’ın kudretinin âlemdeki tecellisi olarak yorumlanır.
-Can Tuğrul, "Kelâmcılar “Âlem” Sahnesinde", besincidevre.org, 2 Kasım 2025-