Ve hangi iş ve hareketimizin, hangi düşünce ve mantık ölçümüzün, hangi anda, hangi karar ve hükümlerimize etkin olacağı bilinmez olur. İşte bir lider için en tehlikeli ruh hali budur. Bu halin, bir lideri nerelere sürükleyeceği bilinemez.
Canımız, büyük liderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri ve siyasi kişiliği dışında özel hayatındaki tavır ve tutumlarını hep merak etmişimdir. Yöneticiliğinde ve liderliğinde gösterdiği duruşunu ilişkilerine ne kadar yansıtabildiğini düşünürken bu kitabın fikir verebileceği düşüncesiyle, farklı bir ilgiyle okudum Gazi ve Fikriye'yi. Yazar Hıfzı Topuz gazeteciliği ile ön plana çıkmış, yazdığı birçok roman ve anı kitaplarıyla ülke edebiyatına değerli katkılar sunmuş kıymetli bir yazar olup bu eserinde tamamen kaynaklara dayalı, objektif bir eser kaleme almayıp kurgusal bir metin yaratmıştır. Dolayısıyla bu durum gerçeklik ile ilişkisi bakımından bazı noktalarda okuyucunun kafasında soru işaretleri bırakabilir.
Kitabın isminden Mustafa Kemal Atatürk ile Fikriye Hanım arasındaki ilişkinin ağırlıklı olarak ele alındığı bir eser olduğu izlenimi uyandırılsa da daha çok tarihi bir roman havası seziliyor. Milli mücadele yılları kitabın temelini oluşturmakla birlikte Atatürk'ün Fikriye ve Lütfiye Hanım ile ilişkileri daha yüzeysel bir biçimde ele alınmış. Bu bakımdan beklediğimi bulmakta zorlandığımı belirtmeliyim. Başka bir deyişle, kitapta Atatürk'ün ikili ilişkilerine çok daha fazla yer verilmesini beklerdim.
Kitabın Hıfzı Topuz'un edindiği bilgi ve deneyimlerinden hareketle eksik kalan bilgilerin de söz konusu olması sebebiyle kurgusal bir romana dönüştürülerek hazırlanması, kitapta değinilen bazı noktalar bakımından yazarın bakış açısını ve samimiyetini sorgulatıyor. Dikkatimi çeken en önemli noktalardan bir tanesi, Atatürk'ün sürekli alkol kullanan birisi olarak lanse edilmesi oldu. Atatürk'ün alkol kullanan bir insan olduğu bilinen bir gerçek. Ancak her bulduğu fırsatta bir alkol sofrasının kurulmasını talep ettiğini belirtmek de kulağa inandırıcılıktan oldukça uzak