Ana yurdun zorunlu olarak terk edilmesi, adımların ileriye isteksiz şekilde atılmasıyla da olsa yetişecek nesiller için artık memleket başka bir yerdir. Ayrılık; toprağı, tarlayı, ağacı daha değerli kılar.
“Hayatımızı bedelleştirdiler oğul, oysa ki; her şeyin bedeli var mıdır? Evimizin yerine ev verebilirler, koyunumun yerine koyun verebilirler, peki ya hatıralarımı nasıl verecekler? Ya doğduğum, büyüdüğüm toprağı; babamın, anamın mezarlarını, memleketimin havasını, suyunu nasıl bedelleştirecekler? Söylesene oğul, nasıl?”
Kıyıdan sallanan her mendilin ardından giden geminin adıdır Gülcemal...
Çocuklarından ayrılan baba...
Nişanlısını bırakıp giden erdir Gülcemal... Bir sabah ezanıyla yola çıkmaktır Gülcemal...
Akşam olunca hüzün doldurmaktır kadehe...
Dumanı tüten her baca, biraz Gülcemal’dir...
Aşktır Gülcemal, özlemdir, acıdır, vatandır... Gülcemal, her şeyden öte; ‘ana’dır...
Kurtuluş savaşının son günlerinde başlayıp iki ülke arasında yaşanan mübadele olayına uzanıyor kitap, yazar gayet tarafsız bakmış olaya yaşanmış veya yaşanmış olması muhtemel olayları tarafsız bur şekilde okuyoruz, iki tarafında yaşadığı bu trajediyi anlatan en güzel kitaplardan biriydi diyebilirim.