Türk-Yunan nüfus mübadelesi 30 Ocak 1923’te yürürlüğe konan ve sonrasında Lozan Antlaşmasıyla pekiştirilen bir hadise. Dünya tarihinin en büyük anlaşmalı nüfus hareketi aslında. Çünkü bu mübadele ile birlikte yaklaşık 1.200.000 Anadolulu Ortodoks Yunanistan’a, 500.000 kadar Müslüman ise Türkiye’ye göç ettiriliyor. Bu göç beraberinde pek çok hikâyeyi, acıyı, trajediyi de getiriyor. Her şey bir tarafa, insanlar “vatan” bildikleri yerlerden bir daha dönmemecesine ayrılmak zorunda kalıyorlar. Öyle ki bilhassa Türklerin çoğunun sınır olarak kabul edilen ve doğu tarafı mübadeleye dahil edilmeyen Karasu Irmağının öte yakasında aile fertlerinden kalanlar da oluyor. O insanlar ömürlerinin sonuna kadar bir daha hiç görüşemedikleri gibi ayrı devletlerin vatandaşları olarak kalıyorlar.
İşte bu trajediyi yaşayanların torunlarından birisi de Samsun’da yaşayan bir elektronik mühendisi olan Akın Üner. Samsun Mübadele Derneği’nin kurucuları arasında da yer alan Üner, Sarışaban – Samsun hattındaki Türk –Rum değişiminin romanını yazdı.
Romana dönersek eğer; öncelikle kitabı çok sevdiğimi söylemeliyim. Açık söylemek gerekirse, eserin edebi yönünün bu kadar iyi olacağını tahmin etmemiştim. Anladığım kadarıyla da, iyi bir kitap okuru yazarımız; edebiyata meyyal bir yapısının olduğu çok açık. Hoş, eserin edebi tarafı zayıf olsaydı dahi böyle bir çaba içine girilmesi dahi başlı başına alkışı hak eden bir davranıştı zaten benim nezdimde.
Tarz ve tahkiye bakımından bu kitabı Cengiz Dağcı’nın “Onlar Da İnsandı” romanına benzettim. Malumunuz, Dağcı, bir Kırım Tatarıdır ve II. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasındaki göçleri, sürgünleri epeyce işler diğer eserlerinde de; kendisi de 1945’te ayrıldığı Kırım’a bir daha dönememiş ve İngiltere’ye yerleşip vatan hasreti çekmiş bir insandır. Tabii ki göç,