Kıymetli hemşehrim ve ağabeyim Akın Üner’in Selanik Masalı romanını okurken bir yandan da tarif edemediğim bir his duyuyordum. Kitabı sarıp sarmalayan bu şey ne olabilirdi? Sonra, birden kitapta bir dip not olarak karşıma çıkıverdi bu his; hüzzam.
O kelimeyi Bir Gün’de ben de kullanmıştım; anlatmaya çalıştığım aşk hikayesi hüzzam makamındaydı. ‘Hüzzam, Türk müziğinde bir makam adı. İçinde gizli bir coşku barındıran şarkıların makamı olarak biliniyor.’ Akın ağabey, not olarak bunu düşmüş ve ilave etmiş; ‘Rumeli türkülerinde bu makam çok kullanılır.’ Aslında Rumeli’ni kaybımız başlı başına hüzzam bir beste gibi…
Selanik Masalı’nın anlattığı olaylar itibariyle henüz kayıp döneminde değiliz ama belirtiler ortada. 93 Harbi ( 1977-78 ) öncesinde Selanik’te bir Türk delikanlı ile bir Bulgar kızının aşkı ve bunun etrafında gelişen siyasi olayların yükselttiği bir gerilim var merkezde. Roman, konusunu gerçek bir hadiseden alıyor. En insani duyguların başında gelen kara sevdanın politikaya kurban edilebilmesini anlatıyor.
Selanik Masalı, isminden de anlaşılacağı üzere bizi Selanik’e götürüyor. 19. asrın son çeyreğindeki Selanik, imparatorluk coğrafyasının en hareketli şehirlerinden birisidir. Türkler çoğunluk olmasına rağmen Rum, Bulgar, Makedon, Yahudi nüfus da var. Liman nedeniyle Avrupa’yla içli dışlı bir merkez. Romanda buradaki Türklerin hayat tarzlarıyla, günlük hayatları, adet ve gelenekleriyle ilgili ipuçları var. Miralay Ragıp Bey, aklı başında, güngörmüş bir Türk zabit tipini temsil ediyor. Memleket meseleleriyle o kadar dertli ki evini, ailesini dahi ihmal edebiliyor bu uğurda. Kayınpederi Kasım Efendi ise çelebi esnaf tipinin temsilcisi. Konakta yaşıyor ve hem dürüst hem de dindar bir insan. Aile efradı romanın diğer kahramanları. Mesela küçük kızı Huriye, tam bir