Sanıyorum yanlış anladın beni. Burada kendini değerli görmen gerektiği ile ilgili bir mesaj var. 'Ben Tanrıyım' demen gerekmiyor. Senin sadece "mükemmel" olduğuna inanman, "sıfır hata mekanizması"nı devreye sokar ki bu da asla kuru bir iddia değildir. Kutsal olan bütün kitaplarda insanın 'Mükemmel' olduğu yazar. Yani bu bizzat Allah'ın kendi ifadesidir. Hatta kutsal olmayan kitaplarda da insanın kusursuzluğundan bahsedilir. Yani dostum; Allah'a inansan da inanmasan da sen mükemmelsin. O hâlde yapacağın şey belli...
Sen sadece 'Ben mükemmelim!' diyorsun ve gerekeni yapıyorsun. Sonra ilginç bir süreç başlıyor, yaptığın işler kusursuza yaklaşıyor.
Kusursuzluğu/mükemmeli istemek, zorlayıcı olmanın yanı sıra, galiba imkânsız da. Sürekli değişen, gelişen, bir ırmak gibi akıp giden yaşamda, sürekli kusursuzluk istemek gelişmekten vazgeçmek anlamına gelir. Özel yaşamınızda veya işinizde, varsayalım ki kusursuzluğa ulaştınız. Bu artık bir anlamda gelişmeyeceksiniz demektir. Oysa değişmek, gelişmek kaçınılmazdır. Kusursuzluk sanal bir şey. Eğer sürek-li gelişiyorsak, bir önce yaptığımızın kusursuz olması mümkün değildir. Bu yüzden, kusursuza talip olmak yerine, bir "öncekine göre daha iyiye" talip olmak daha gerçekçi gözüküyor.
Sil tuşuna basmak için çok fazla fırsat var. Bilgisayar, içimizdeki hırslı mükemmeliyetçiyi açığa çıkarır- fikirlerimiz daha oluşmadan onları düzenlemeye başlarız ... Öte yandan karalama defterimde olasılıklar sonsuzdur.
“...dış standartlara ve bir durumun başkalarına nasıl göründüğüne ne kadar odaklanarak yaşarsak, mükemmeli arayışımız bir o kadar kendimizden yabancılaşmaya dönüşür.”