Ankara Vakıf Eserleri Müzesi, vakıf medeniyetinin asırlara uzanan nefesini taşıyan bir hafıza mekânıdır. 1927’de I. Ulusal Mimarlık Dönemi’nin sade ama vakur çizgileriyle inşa edilen bu bina, yıllar boyunca Hukuk Mektebi’nden kız sanat okuluna, öğrenci yurdundan müftülük binasına kadar pek çok kimlik taşımıştır. Restore edilerek 7 Mayıs 2007’de müzeye dönüştürüldüğünde, sanki yıllardır beklediği kimliğine kavuşmuş gibi, içine emanet edilmiş etnografik eşyaları yeniden canlandırmaya başladı.
Müzenin içerisinde Anadolu’nun bütün sesleri yankılanır. Yüzyıllarca evleri, dergâhları, camileri süslemiş halı ve kilimler, ustaların elinde şekillenen şamdanlar, maden işlemeleri, vakıf geleneğinin zarafetini taşıyan para keseleri, saatler, padişah vakfiyeleri ve hat levhaları… Her biri bir yola çıkmış, bir iyilik niyetinin, vakıf ruhunun maddi hafızası olmuştur. Sayfaları yıpransa dahi asırlara meydan okuyan Kur’an-ı Kerimler ve el yazması eserler, bir milletin ve İslam Aleminin irfanını asırlar ötesinden bugüne taşıyor.
Müzenin en kıymetli parçaları arasında Ahi Evran Camii’nin 13. yüzyıldan kalma ahşap pencere kanatları ve vaaz kürsüleri, Divriği Ulu Camii’nin ince işçiliğiyle dünyaca bilinen kapı kanatları ve panelleri yer alır. Bir zamanlar yurt dışına kaçırılmış bazı eserlerin ait olduğu topraklara dönerek burada sergilenmesi, müzeye ayrı bir anlam, ayrı bir gurur kazandırır. Bu yapı, sadece eserlerin korunduğu bir yer değil, vakıf anlayışının inceliğini, Osmanlı Padişahlarının zarafetini, Anadolu’nun inançla yoğrulmuş sanat geleneğini, yüzyıllardır süren adanmışlık kültürünü anlatan sessiz bir yapıdır.
Girişin ücretsiz olması ise bu mirasın ruhuna en çok yakışan ayrıntıdır çünkü vakıf geleneği paylaşmayı emreder, iyiliği yayar ve kapılarını herkese açar. Ankara Vakıf