İnsan ancak dünyevi olandır ve faniliği onu ebedi kılar; öncesi ve sonrası yine "dünya" olacak olandır. Bu sebeple bugün ya da yarın ölmenin bir anlamı bulunmaz; ölmek insan için hiçbir şey değiştirmeyecek, yeniden dirilse de dirilmese de tesis ettiği dünya olacaktır. Bilgisayar oyunlarından ya da tiyatro sahnesinden örnek verilebilir; oyunun dünyasına girmeden öncesi diye bir şey yoktur. Oyun süresince de ne ölümsüz kılınmanın ne de ölmenin "dünyalamak" dışında bir yer edinmesi mümkündür; program hiçbir zaman kapanmaz, sahne hiçbir zaman bozulmaz ve dünyanın sınırları hiçbir şekilde aşılmaz. Ölüm, dünya/dil için oyuna ait bir hamledir yalnızca ve bunun dışında işlevsizdir.
Yaşanabilen ancak dünyevilik iken ortada dünyalamak dışında neyden söz edilebilir? Bu durumda insan script'i/kaderi yazılmış NPC gibidir. Kendi yazgısının katibi: Mazhara meçhul olan mukadder. Buna rağmen aydınlatan sahne ışığını üzerine çekmek istemesinin sebebi nedir? Peki ya insan dışında kalan şeyler de aynı şekilde insanın gözünden yansıyan ışığı kendilerine istemezler mi var olmak için? İnsan da insan dışının sergilediği davranışı dünyaya karşı sergilemektedir. Ya da başka bir değişle, dünya kendisine yapılanı insana yaparak önceliği onun elinin altındaki araçlara verir ve insan soyu, dünya denetiminde, araçlar için seri üretim yapan faber fabrikasına dönüşmüştür.
"Oyun olarak hüküm süren dünya" insana formel bir gerçeklik değil hiçbir kurala uymaksızın fırlatılmış olduğu kural-dışı ve sonlu yapısıyla kurgulanmış "mutlak sanalı" sunar; yalnızca oynanışının olduğu, ister tek bir sahne ister tek bir oyuncu görmemiş olsun.
Kendi ölümünün farkındalığını bırak, kendi dünyalığının dahi farkında olmayan, Heidegger'in Descartes'i eleştiriken kullandığı imi kendisine geri iletilerek, "olmak"lıktan