Allah Resûlü, Allah kelâmı bizzat kendi öz ağızlarından Allah adına dökülen ve yine Allah tarafından O’na topyekûn zamanın ve mekânın sahibi sıfatıyla mutlak muhatap olanGaye İnsan ve Ufuk Peygamber’dir.Resûller Resûlü’nün mukaddes zâtında sakin ve durgun bir nur vardı. Bu nur O’ndan hiçbir zaman ayrılmazdı. Zira Allah, Sevgilisi’ni zâtî nuruyla halkalamıştı. Güneşin nuru güneşten ayrılmadığı gibi, İlâhî nur da mübarek zâtına perçinlenmişti. Bu hususiyet O’nda tabiî bir hâldi. Bazen bundan üstün bir hâl Resûl’ü kuşatırdı. Bu kuşatıştan hususî bir müşâhede doğar ve bu müşâhede her zamanki görüşlerini aşardı. Bu nur ile kaplı olduğu zaman Hakk’ın kelâmını işitir yahut vahiy meleği inerek O’na Hakk’ın kelâmını getirirdi.İşte O’nun bu hâlinde nâzil olan ve dilinden dökülen kelimelerKur’ân’dır.Aynı hâldeHak’tan işittikleri ve melek nâzil olmaksızın söyledikleri de kudsî hadistir… Eğer her zamanki tabiî hâlleriyle konuşuyorlarsa, sözleri sadece hadistir…Hâsılı,daimî olarak kuşatılmış bulundukları nur ile çevrili şekilde, kendi öz hâlleriyle söz söylüyorlarsa buyurdukları İlâhî murada uygun hadistir…Eğer bunun üstünde hususî bir nur ile hâleli olarak söz söylüyorlarsa, Allah tarafından söyleniyorlar demektir ve bunlar kudsî hadistir. Ve eğer bu nurun halkasında doğrudan doğruya İlâhî kelâmı işitiyor veya melekten vahiy alıyorlarsa, bu da Kur’ân’dır.
Ben cinleri ve insanları yalnız bana kulluk etsinler diye yarattım.
Bu ayet-i kerimeler şunu göstermektedir:
Kulun en değerli hali, alemlerin Rabbini zikretmesi ve peygamberlerin efendisi olan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin öğrettiği zikirlerle meşgul olmasıdır.
Şunu da kesin olarak söylerim ki Muhammed O'nun kulu, resülu kullanının arasından seçtiği, habibi ve dostudur, yaratılmışların en faziletlisi, gelmiş ve gelecek bütün insanların en değerlisidir. Allah'ın salat ve selam onun, öteki peygamberlerin, onların ailelerinin ve diğer salih kulların üzerine olsun.